Gölcük Haber Gazetesi
/ 19 KASIM 2007 PZT

Sabunun içindeki umut…

Olmazsa, olmaz; umutsuz yaşanmaz... Kimi zaman bir telefonla ulaşır bizlere, kimi zaman bir kapı ziliyle, kimi zaman da sabunun içinde...

Yeni bir dizi Asi. Diğerlerinden hem çok farklı hem hiç farkı yok. Oldum olası geçmişte kalan gizli saklı sırların gün gelip de ortalığa dökülmesi meraklandırmıştır beni. Hele bir de içinde çok da kolay olmayan bir aşk varsa, işte o zaman "oldu" derim. Aşkın makbulü, zor olandır bana göre. İşte bu dizide Cuma akşamı izlediklerime bayıldım. Gerçekten böyle bir gelenek var mı, yoksa senaryo için uydurulmuş bir mizansen mi bunu bilmiyorum. Ama ne olursa olsun bence harika hazırlanmış. Seyretmeyenler için durumu kısaca özetleyeyim; yılın belli bir döneminde çiftliklerdeki defne çekirdekleri o çiftliğin kızları tarafından toplanıyor. Toplanan çekirdeklerden de sabun yapılıyor. Sabun kalıplara dökülmeden önce, çiftlikte herkes bir araya geliyor, şerbetler içiliyor ve çiftliğin beyi elindeki altını ocağın üzerinde hazırlanmakta olan sabunun içine atıyor. Sabun kalıpları çiftlikteki genç kızlara dağıtılıyor ve elindeki sabunun içinden altın çıkan kişiye şans ve aşk getireceğine inanılıyor. Tabi, bunun için sabunun kullanılması ve zaman gerekiyor; yani sabır...

Çok fazla sıra dışılığı yok ama güzel bir hikaye. Ekran karşısında otururken birden karşıma çıkması daha güzel. Senaristlerin böyle küçük oyunları izleyicileri de mutlu ediyor. Sıkılmıyor insan ve önümüze bir şeyler koymak için birilerinin kafa yorduğunu gösteriyor.

 

Not: Sizlere bu satırları yazdığım dakikalarda yani yazının ortasında, tam 98 gündür yüzünü görmediğim, öpemediğim, sarılamadığım, sahip olduğum en değerli şeyim, kardeşim ile telefonla görüştüm. Sesini her duyduğumda allak bullak oluyorum ve ilk kez bir yazının tam ortalık yerine rastladı. Anlayacağınız zor tamamladım, çok zor...

 

Yemeyin birbirinizi...

Durum oldukça ciddi ve tabi ki yazdıklarım da öyle. Hal böyle olunca mecburen biraz daha esprili ve yumuşak bir başlık atmak zorunda kaldım. Kendinizi sık sık sevgilinizle ya da eşinizle tartışırken mi buluyorsunuz? Kavgaların biri biterken diğeri mi başlıyor? Oysa tartışmadan da uzlaşabilirsiniz...

Tartışmadan ve kavga etmeden de birbirinize karşı dürüst olabilir ve hatta olumsuz duygu ve düşüncelerinizi uygun bir şekilde dile getirebilirsiniz. İşte tartışmadan kaçınmak için size bir kaç ipucu...

· Empati kurun. Karşı tarafın neden size böyle davrandığını anlamaya çalışın. Eğer haklı bir nedeni yoksa onunla konuşmayı ve argümanlarını dinlemeyi deneyin.

· Karşı tarafın da zaafları olduğunu ve onun da hata yapabileceğini unutmayın.

· Tartışmayı sonlandırmak için bir kişinin yeterli olduğunu hatırlayın. Bu kişi neden siz olmayasınız ki?

· Eğer karşı taraf kavgayı uzatıyorsa siz sessiz kalmayı tercih edin.

· Asla birbirinizi sindirmeye çalışmayın.

· Başkalarının yanında kesinlikle tartışmayın.

· Yaşadığınız fikir ayrılıklarını, tartışma bitip sakinleştikten sonra gözden geçirin.

· Eski tartışmalarınızı tekrar gündeme getirip kavgayı uzatmayın.

· Birbirinizi eleştirirken yapıcı bir tutum benimseyin.

· Tartışma anındayken sorunları çözmeye çalışmayın.

· Hatalarınızı telafi etmek için birbirinize fırsat tanıyın.

· Karşı tarafın kendini savunmasını gerektirecek sözlerden sakının.

· Birbirinizle daha sık vakit geçirin. Hem bu sayede sevdiğiniz ve sevmediğiniz şeylerin de farkına varmış olursunuz.

 

Babalar ve kızları...

0 yaşında...

Baba: Ne kadar da güzel. Şimdi bu küçücük şey benim kızım mı? Gözleri de bana ne kadar çok benziyor.

Kızı: Bu gözlerini benden hiç ayırmayan adam babam olsa gerek.

 

5 yaşında...

Baba: Prensesim benim, güzel kızım. Söyle bakalım baban sana ne alsın?

Kızı: En çok babamı seviyorum. Babam, niye annemle uyuyor? Hep benimle uyusun, başkasını sevmesin.

 

10 yaşında...

Baba: Gittikçe yaramaz oluyor, kime çekti bu kız?

Kızı: Ben babama aşığım. Büyüyünce babam gibi erkekle evleneceğim. Babam bu ay harçlığımı arttırır mı?

 

15 yaşında...

Baba: Ne kadar da çabuk büyüdü. Eve de gittikçe geç kalmaya başladı, bu gidişle başına kötü bir şey gelecek. Sanırım daha sert konuşmalıyım.

Kızı: Babam yüzünden arkadaşlarımla istediğim kadar vakit geçiremiyorum. Bana baskı uygulamasından nefret ediyorum. Ne zaman özgür olacağım?

 

20 yaşında...

Baba: Artık sözümü dinlemiyor. Benden giderek uzaklaşıyor. Kendi parasını da kazanmaya başladı ya, bana ihtiyacı kalmadı tabii. Uzun zamandır tatlı bir-iki laf geçmedi aramızda zaten. Evi de sürekli erkekler arıyor. Galiba kızım elden gidiyor!

Kızı: Her dediğime alınıyor, beni bir türlü anlamıyor. Hele geçen gün giydiğim mini eteğe karışmasına ne demeli? Evden ayrılıp, kendi hayatımı kurmalıyım.
Çocuk muamelesi görmekten bıktım artık!

 

25 yaşında...

Baba: Bir gün bunun olacağını biliyordum. İşte evleniyor. Zaten aramız eskisi gibi değildi. Şimdi bir de kocası var. Prensesim beni terk ediyor!

Kızı: Böyle bir günde bile o mutsuz ifadeyi takınmasının ne lüzumu var ki? Biliyorum, onu bir türlü içine sindiremedi. Bu yüzden yapıyor. Kendi hayalindeki damat değil ya! Sanki birlikte yaşayacak olan o.

 

30 yaşında...

Baba: Çok az görüşüyoruz. Daha sık bir araya gelsek ne iyi olur. Hem torunlarımı da özlüyorum. Kendi arkadaş çevrelerinden fırsat bulup da bize gelemiyorlar ki...

Kızı: Babamları da çok ihmal ediyorum galiba. Yine telefonda çok üzgün geldi sesi. Hafta sonu onlara sürpriz yapmak en iyisi.

 

40 yaşında...

Baba: Kızım, benim entellektüel düzeyimi yeterli bulmuyor. Ona göre çağın gerisinde düşünüyormuşum. Oysa küçükken derslerine hep ben yardım ederdim. Anlayamadığı bütün problemleri bana sorardı. Şimdi beni beğenmiyor. Bir daha onunla asla politik tartışmalara girmeyeceğim.

Kızı: Babam giderek daha da çocuk gibi davranıyor. Sürekli bir şeylerden yakınıyor. Gerçi son zamanlarda sağlığı da iyi değil ama. Ya ona bir şey olursa? Zaten hiçbir zaman dilediği gibi bir evlat da olamadım.

 

45 yaşında...

Baba: Kızımın mutlu bir yuvası olması ne güzel. Gözüm arkada gitmeyeceğim. Her şeyi kendi başardı. Onunla gurur duyuyorum.

Kızı: Babam için çok endişeleniyorum. Onu kaybetmeye hazır değilim. İlaçlarını da hep ihmal ediyor zaten. Allah'ım onu benden alma!

 

50 yaşında...

Baba: Dünyada mutlu kal kızım!

Kızı: Seni çok özleyeceğim ve arayacağım babacığım. Şimdi ben kime danışacağım, kim yardım edecek bana? Ne olur gittiğin yerde çok mutlu ol. Ve hep yanımda olduğunu hissettir, ne bileyim ben, arada sırada işaretler yolla mesela. Ah babacığım! Sensiz nasıl yaşayacağım?

 

55 yaşında...

Kadın: Sen gideli, seni daha iyi anlıyorum babacığım. Keşke seni hiç üzmeseydim demeyeceğim, çünkü "keşkeler"in hiçbir şeyi değiştiremeyeceğini biliyorum. Yine de beni duyuyorsan, lütfen seni üzdüğüm her gün için çok ama çok pişman olduğumu bil olur mu?..

 

Aklımda kalanlar...

"... Gözlerimi sımsıkı kapatıp hayallere dalıyorum. Şiir bilmez, kıymet bilmez, sevgi bilmez erkeklerle geçirdiğim yılların tümünü verip şeytana, bu Şair'le tek bir yıl geçirmek için pazarlık edebilmeyi isterdim. Benim için de üç satır yazsın diye, tek bir aya da razı olurdum belki. Benim için de üç satır... "

Ayşe KULİN - İçimde Kızıl Bir Gül Gibi

 

Unutmayın!

· 20 Kasım Salı, Çocuk Hakları Günü, fırtına

· 21-28 Kasım, Sanayi Haftası, fırtına

· 22 Kasım Perşembe, Ağız ve Diş Sağlığı Haftası, Diş Hekimleri Bayramı

· 24 Kasım Cumartesi, Öğretmenler Günü, soğukların başlaması