Gölcük Haber Gazetesi
/ 21 AĞUSTOS 2006 PZT

"Balkız" öldü!

İki hafta sürecek güzel bir tatil var önümde. Yola çıkacağız. Eksiklerimi kontrol ediyorum. Ve o sırada eşim, salondan sesleniyor, "İrem, Duygu Asena ölmüş!" Kalıyorum öylece, sağ elimde bitirmek üzere olduğum ve bavula koyacağım "Aslında Özgürsün" isimli kitabıyla.

Herkes yanlış tanıdı onu. Feminist dediler, erkek düşmanı dediler. Oysa sadece, kadınlara düşünün ve cesur olun diyen, ülkemizin en güçlü kalemlerinden biriydi. Kayıtsız ve şartsız, kesin bir önyargıyla eleştirenler zahmet edip hakkında birkaç yazı okusalar, yazdığı kitaplardan herhangi birinin sayfalarını karıştırsalar anlarlardı bunu.

19 Nisan 1946 tarihinde başlayan yaşam öyküsü, beyin tümörüne bağlı solunum durması nedeniyle 30 Temmuz 2006'da sona erdi. Kadıköy Özel Kız Koleji'ni ve İÜEF Pedagoji Bölümü'nü bitirdi. Haseki Hastanesi Çocuk Kliniği ve İÜ Çocuklar Evi'nde pedagog, bir reklam şirketinde metin yazarı olarak çalıştı. Kadınca (1978), On Yedi, Ev Kadını, Bella, Kim, Negatif (1992) dergilerini yönetti. TRT-2'deki "Ondan Sonra" programını hazırlayıp sundu (1992-1997). 1992'den 2002'e kadar Milliyet gazetesinde köşe yazarlığı yaptı.

İlk yazısı 1972'de Hürriyet'in Kelebek ekinde çıktı. İlk kitabı Kadının Adı Yok'la adını duyurdu. 1987 yılında yayımlanan ve rekor kırarak bir yıl içinde 40 baskı yapan, aynı yıl Nokta Dergisi'nin düzenlediği "Doruktakiler" yarışmasında ve Boğaziçi Üniversitesi'nden 7000 öğrencinin katıldığı en başarılı kitap seçiminde en fazla oyu alarak yılın kitabı seçilen kitap, 1988'de "müstehcen" bulunarak yasaklandı; iki yıl süren dava sonucu yayımına izin verildi, aynı yıl Atıf Yılmaz tarafından filme alındı. 1989 yılında Aslında Aşk Da Yok, 1990 Yılında Kahramanlar Hep Erkek, 1997 yılında Aynada Aşk Vardı, 1998 yılında Değişen Bir Şey Yok, 2001 yılında Aslında Özgürsün, 2003 yılında Aşk Gidiyorum Demez ve 2004 yılında Paramparça isimli kitapları yayımlandı.

2004 yılında beyin tümörü teşhisiyle hastanede tedavi görmeye başladı. Ölümünden sonra doktoru, "Biz 3-4 ay demiştik ama 2 yıl dayandı" dedi. Her zaman olduğu gibi yine mücadele etmişti, bu kez ölümle... Ama yenildi. Oysa, kendisinden birkaç gün önce hayata veda eden eski eniştesi gazeteci Halit Çapın, 25 Eylül 2005 tarihinde yazdığı "Sıçra gel kız Duygu" başlıklı yazısında ne güzel seslenmişti: "Sıçra gel kız Duygu!. İhalelere girip sana şaraplar alayım... Hamamcı Faris'e söyleyeyim, sana Cunda'dan ıstakozlar, deniz kestaneleri, deniz börülceleri, papelineler getireyim... Hey, kızımın kızıl saçlı "Duydu" su... Benim eski baldızım; "BALKIZIM"... "Kadının adı yok" bir yerlerde duradursun... Hadi, bekliyorum kalk gel..."

Biliyorum, 3 hafta oldu o hayatını kaybedeli. Ama, kitaplarına tutkun ve tüm kitaplarına sahip bir Duygu Asena sevdalısı olarak yazmam gerekiyordu bu yazıyı. Hele de sadece kadınların ve ergenlik çağına gelmemiş erkek çocuklarının alındığı parkların yapıldığı, babaların kendi öz kızlarını "namus/töre cinayeti" adı altındaki vahşetlerle katlettiği şu günlerde...

Keyifli haftalar...

 

Angut nedir?

Herkesin haksız bir şekilde kullandığı bir ifadedir "Angut". Birisi bir salaklık yapınca, bir laftan anlamayınca, böyle boş boş bakınca, hemen "Angut musun?" der günümüzün insanı... Peki, Angut ne demektir?

Angut'un aslında bir kuş olduğunu bilmeyen bir sürü insan var ülkemizde... Hem de bizim kullandığımız, daha doğrusu yanlış kullandığımız anlamına ters, son derece özel ve ürkek bir kuş. Angut Kuşu'nun eşi öldüğü zaman (yanına o anda başka bir yırtıcı hayvan veya bir insan gelse dahi), gözlerini bir dakika bile eşinin ölüsünün üstünden ayırmadan, kendisi de ölene kadar baş ucunda beklediğini biliyor musunuz? Ayrıca bu olay bütün Angut Kuşları için geçerlidir, arada bir görülen bir şey değil... Çok ürkek bir hayvan olmalarına rağmen eşinin ölüsünün başında bekleyen Angut Kuşu'na elinizi uzatsanız dahi oradan kaçmaz... Hani derler ya "Angut gibi bakmasana" diye, keşke herkes Angut gibi bakabilse değer verdiklerine...

Bundan sonra bazılarına "Angut" demeden önce bir kere daha düşünün... Bir "Angut" bile olamayan o kadar çok insan var ki artık günümüzde...

 

İşte biz böyle dostuz...

Çok samimi iki dost ve arkadaşlardı. Bir tanesi çok kurnaz, atılgan ve hareketli; diğeri ise çok saf, dürüst ve sessizdi.

Bir gün kurnaz olan arkadaş, diğer arkadaşın yanına giderek işlerinin bozulduğunu söyler ve kendisinden para ister. Samimi dostu onu hiç kırmaz ve elindeki bütün parayı arkadaşına verir. Arkadaşı bu parayla işlerini düzeltir. Bir süre sonra kurnaz olan yine arkadaşının yanına gider ve arkadaşının evlenmek üzere olduğu nişanlısını çok beğendiğini ve kendisine vermesini ister. Arkadaşı çok şaşırır, ne diyeceğini bilemez. Fakat aralarında o kadar kuvvetli bir sevgi vardır ki, arkadaşına hayır diyemez, nişanlısını arkadaşına verir.

Zaman içinde saf olan arkadaşın işleri bozulur ve birden arkadaşı aklına gelir, "ben ona sıkıştığında iyilik yapmıştım" diyerek arkadaşının iş yerine gider ve kendisine çalışması için iş vermesini ister. Arkadaşı ona iş vermez. Bizimki pişmanlık ve üzüntü içinde geri döner ama yine de arkadaşına kızamaz.

Bir gün sokakta dolaşırken yanına hasta ve yaşlı bir adam yaklaşır. Fakir olduğu için ilaç alamadığını söyler. Bizimki yaşlı adamcağıza acır, istediği ilaçları alır ve adamcağıza verir. Kısa bir süre sonra yaşlı adamın öldüğünü duyar. Yaşlı adam çok zengindir ve bütün mirasını kendisine bırakmıştır.

Saf adam artık zengindir. Biraz da sevdiği dostuna olan kırgınlığıyla, dostunun iş yerinin karşısında bir ev alır ve oraya yerleşir. Bir gün evinin kapısını dilenci bir kadın çalar. Yaşlı kadın çok aç olduğunu söyler ve kendisine yemek vermesini ister. Bizim saf hiç düşünmeden kadını içeri alır, karnını doyurur. Kimsesi olmadığını öğrendiği kadına, kendisinin de yalnız olduğunu söyler ve "Bu evde birlikte yaşayalım. Sen evin işlerini ve yemekleri yaparsın" der. Yaşlı kadın hiç düşünmeden kabul eder.

Bir süre sonra yaşlı kadın bizimkine, kendine uygun bir kız bulup evlenmesini söyler. Bizimki böyle bir kızı nasıl bulacağını, kendisinin tanıdığı olmadığını sorar. Yaşlı kadın ona uygun bir kız tanıdığını ve kendisiyle görüştürebileceğini söyler. Görüşmeler sonucunda evlenmeye karar verilir ve düğün davetiyeleri basılır. Bizimkisi kırgın olduğu halde çok samimi dostunu yine de unutamamıştır. Biraz da geldiği konumu görmesi açısından samimi arkadaşına da davetiye gönderir.

Düğün günü gelir çatar. Saf adam düğün salonunda bir şeyler söylemek isteğiyle mikrofonu alır ve başlar yaşadıklarını anlatmaya, "Eskiden çok sevdiğim bir dostum vardı. Bir gün işleri bozulunca benden borç para istedi, elimdeki bütün parayı verdim. Evlenmek üzere olduğum nişanlımı çok beğendiğini söyleyerek benden istedi. Çok üzülerek onu da kendisine verdim. Çünkü biz gerçek dosttuk, onun üzülmesini istemedim. İşlerim bozulduğunda onun fabrikasına gittim ve çalışmak için kendisinden iş istedim. Bana iş vermedi. Çok üzüldüm ama yine de arkadaşıma kızmıyorum. Çünkü biz gerçek dosttuk."

Bu konuşma üzerine kurnaz olan arkadaşı daha fazla dayanamaz, mikrofonu eline alır ve başlar konuşmaya, "Benim de bir zamanlar çok sevdiğim bir dostum vardı. İşlerim bozulduğunda kendisinden para istedim, bütün parasını bana verdi. Sonra ondan nişanlısını istedim, üzülerek nişanlısını da verdi. Nişanlısını istememin nedeni o kadının arkadaşıma layık olmamasıydı. Kendisi çok saf olduğu için arkadaşımı, o kadından bu şekilde kurtardım. İşleri bozulduğunda gelip benden iş istedi. Arkadaşımı kendi emrimde çalıştıramazdım, o yüzden iş vermedim. Günün birinde karşılaştığı yaşlı adam benim babamdı. Babam ölmek üzereydi, onu arkadaşımın yanına ben gönderdim ve mirasını ona ben bıraktırdım. Evine gelen dilenci kadın benim annemdi. Ona bakıp iyi yaşamasını sağlamak için gönderdim. Şu anda evlenmekte olduğu kız da benim kız kardeşim. Onu, arkadaşımla evlenmeye ben ikna ettim. Değerli misafirler, işte biz böyle dostuz..."

 

Aklımda Kalanlar...

"...kaderin hayal gücü bizimkinden daha renklidir. ... "

Susanna TAMARO - Yüreğinin Götürdüğü Yere Git

 

Unutmayın!

· 21 Ağustos Pazartesi, Yaprakların sararmaya başlaması

· 25 Ağustos-1 Eylül, Zafer Haftası

· 26 Ağustos Cumartesi, Silahlı Kuvvetler Günü