Aklımı başımdan alan sofra: Kahvaltı masası…

[-]Normal[+]

Geçtiğimiz hafta Cuma akşamı televizyonun karşısında oturuyorum. Elimde çayım, ekranda Büyük Yalan... Keyifliyim yani, Emirhan'la Reyhan da barıştı! Hafif mayışmış bir halde televizyon seyrediyorum. Tam o anda, o sahne geliyor ekrana...

Ev halkı kocaman bir kahvaltı masasının etrafında oturmuş, afiyetle kahvaltı yapıyor, biri çay koyuyor masadaki porselen çaydanlıktan masadaki bir diğerinin fincanına... İşte o anda açılıyor uykum, hafifçe dikleşiyorum koltukta ve gözümü ekrandan alamıyorum.

Hep böyle olmuştur... Ne zaman seyrettiğim herhangi bir film, dizi ya da başka bir şeyde kahvaltı sofrası görsem içim gider. Ama yemek masalarında olmaz aynı şey. İsterlerse filmi esas kız ve esas oğlanı şehrin en pahalı restoranında, üzerlerinde en şık giysileriyle, bir "kuş sütü"nün eksik olduğu masalarda olsunlar, hiç fark etmez, baklava-börek olsa çekmez canım. Ama... Ama ne zaman bir kahvaltı masası görsem (öyle çok kallavi olmasına da gerek yok) dilim dışarıda, gözümü kırpmadan bakarım, ağzım sulanır. Ve üzülürüm aslında, 21.yy kadınının, yani benim, yani bizlerin haline...

Çalışan kadınların hayatta en büyük lüksleri ne sizce? Cevap veriyorum: Kahvaltı! Sadece haftada bir gün tam manasıyla, ağız tadıyla, acele etmeden yapılabilen kahvaltı!

Sabahları ne kadar erken kalkarsak kalkalım, evden çıkmak için gereken zamanı kahvaltı masasının başında oturmak yerine, gece yatmadan önce çalıştırdığınız ve yıkama işlemini tamamlayan bulaşık makinesini boşaltmak için, son anda buruşuk olduğunu fark ettiğiniz ceketinizi ütülemek için, akşam gelince bir tek pişirilmesi kalacak yemekleri hazırlamak için, evi derleyip toparlamak için, kuruyan çamaşırları toplamak için, kalan zamanda da pratik bir makyaj yapmak için değerlendirdiğinize eminim. Kahvaltı mı; bir ceket, bir gömlek, bir pantolon giymek arasında ağza atılan birkaç lokmadan ve içilen bir fincan kahveden ibaret.

 

Aklımda kalanlar...

"...Kuşkuları, kıskançlıkları, ani üzüntüleri giderecek sözler, davranışlar, sevişmeler bulunabilirdi ama bu yerleşik ve büyük acı, nedeni açıkça belli olmadığından bir teselli ihtimali de taşımıyordu. İri gözenekli dev bir sünger gibi çevredeki her acı damlasını, bu acı kendisine ait olmadığında bile, emip büyüyordu, kuruyan yapraklar, yağmurlar, uzayan geceler, sonbaharın serinliği bu acıya katılıyordu. Başladığı noktadan itibaren o kadar değişik duyguyu, gerçeği, olayı emip içine almış, her seferinde biraz daha biçim değiştirip büyümüştü ki artık o acının nedeni ortadan kalksa bile acı ortadan kalkmayacak gibiydi..."

Ahmet ALTAN - Aldatmak

 

Unutmayın!

· 24 Ekim Pazartesi, Birleşmiş Milletler Günü

· 25 Ekim Salı, suların soğuması

· 27 Ekim Perşembe, Balık Fırtınası

· 29 Ekim Cumartesi, Cumhuriyet Bayramı, Kızılay Haftası

· 30 Ekim Pazar, Kadir Gecesi

 

Geri izlemetrackback
Merhaba, yorum yazmak için oturum açınız

yorum yaz

Yorum yazmak için oturum açmanız gerekiyor.
Üye değilseniz, sadece bir dakikanızı ayırarak hemen üye olabilirsiniz.

Oturum açtıktan sonra bu sayfaya otomatik olarak yönlendirileceksiniz.