Bak şu oyuna

[-]Normal[+]

Fakir fukara ve garip guruba zaten eti Kurban Bayramı'ndan Kurban Bayramı'na görüyor. Şimdi de gerekli tedbirlerin alınmaması halinde, ki bunun adına Serbest Canlı Hayvan İthalatı diyorlar, etin kilosu 2010 yılında 50 TL'ye çıkabilirmiş.

Kim söylüyor bunu, Akdeniz Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller Birliği Başkanı Hadi Doğan. Çünkü Türkiye'de hayvancılığın en yoğun yapıldığı yöreler olan Doğu ve Güneydoğu'da yaşanan terör olayları nedeniyle hayvancılık bitme noktasına geldi. Terörün bulaşmadığı bölgelerin diğer yerlerinde ise ne yazık ki hayvancılık yeterince desteklenmediği için Türkiye böylesine vahim durumlar yaşıyor.

Hepimiz biliyoruz ki bu ülke bir zamanlar kendi kendini doyuran dünyanın 7 ülkesinden biriydi. Ancak görünen o ki un, şeker, pirinç gibi en temel ihtiyaçlarımızı ithal etmeye başladıktan sonra eğer şimdi yoğun bir şekilde canlı hayvan ithal etmezsek bakın Allah'ın işine etin kilosu da 50 Lira olacak. O mübarek besin dar gelirli tarafından zaten tanınmıyor. Şu sıralarda Kurban Bayramı'ndan yeni çıktığımız için fakir fukaranın dolabında kurban etleri var. Ancak ithalat olmazsa dar gelirli yine kurban olacak.

İyi güzel de etin kilosu 50 Lira olursa, ki bu düşünce şaka gibi bir şey, onu kasaptan alıp da kimler yiyecek? Bizimkiler meselenin özüne ineceklerine yine balık vermeyi öneriyorlar. Halbuki önemli olan balığı tutmaktır. Ben isterdim ki Akdenizli bu sevgili kardeşlerimiz canlı hayvan ithalatını önereceklerine hükümetin Türkiye'nin elverişli her yerinde canlı hayvan yetiştiriciliğini teşvik etmesini. Meselenin asıl özü budur. İthalat ithalat nereye kadar, elalemi zengin edeceğimize en önemli uzmanlık kaynaklarımızdan biri olan canlı hayvan yetiştiriciliğimize tekrar geri dönsek, ithal edeceğimize ihraç eder hale gelsek, daha akıllı, daha mantıklı ve daha doğru değil mi?

 

GÖLCÜK'TE DURUM

Sabahtan akşama kadar Gölcük'ü dolaştığımızda insanların yüzlerinin ne hikmetse gülmediğini görürsünüz de kimileri de kahkahalarla güler. Aslında onlar gülerek ruhlarını zenginleştirmektedirler. Hani kuvvetli bir kahkaha iki kalem pirzola yerine geçer derler ya işte böyle bir şey desek de o kahkahayı atanların pirzola yemek için zaten kahkaha atmalarına da gerek yok.

Onlar Gölcük'teki kasapların ve civardaki et lokantaların çok yakından tanıdığı ve bildiği tiplerdir. Ancak ahali öyle değil tabi. Halit Amca etin kilosunu hala 14 lira olarak biliyormuş, 21 lira olduğunu öğrenince almaktan vazgeçip geri dönmüş. Millet daha ucuz diye tavuk etini tercih ediyor. Aslında bunun sebebi tavuk etinin beyaz et sınırına girip sağlıklı olması değil, vatandaşın kırmızı eti alacak olan parası olmamasıdır.

Aslında sadece Gölcük'ün değil Türkiye'nin de temel meselesi budur. Sürekli protesto olan senetler, geri dönen çekler ve bir türlü gülmeyen ekonomik hayat işçinin, memurun ve küçük esnafın yaşantısını yaprak dökümüne çevirirken yine de zehir zembereğin yanında bal börek de var. Tabi ne yaparsanız yapın fotoğrafın bütününe bakmak zorundasınız. Bir fotoğraf karesi düşünün ki asık suratlar, kızgın ifadeler, kırgın duruşlar, ağlamaklı yüzler. Bunların içerisinde birkaç kişinin şöyle arkadan nanik nanik yapar gibi gülmesine baktığınız da fotoğrafın tamamında aydınlık fışkırıyor diyebiliriz.

Dün Gölcük turunda bir yerde davul zurna sesleri duydum. Mehter takımı da gelmiş, oh ne güzel ne ala keyifler keka, vur patlasın çal oynasın gidiyor. Palyaçolar insanları güldürmeye çalışıyordu. Ben de o sıralarda Türk Harb-İş Sendikası'nın yolunu tuttuğumdan geçerken şöyle yan gözle bir baktım. Hatta açılıştan dönenlerle selamlaştım. Kimsenin elinde dolu fileler görmedim. Belli ki insanlar davet edildikleri için nezaket gösterip açılışa katılmışlar, ancak hayırlı olsun deyip geri dönmüşlerdi. Daha sonra vatandaş ne yaptı bilemem. Neticede kimin dükkanına kaç kişi giriyor çıkıyor diye takip edecek halimiz yok. Ben sadece büyük gürültülerle yapılan açılıştan size insan manzaralarını anlatıyorum. Umarım insanların işi gücü rast gider. Ancak onun için de alışveriş lazım.

Hani bir zamanlar televizyon reklamlarına Türkiye'nin en ünlü simaları çıkmıştı ya, hani onlar alın verin, alışverişe can verin diyorlardı ya, alıp vermek son derece güzel iyi de ekonomik eylemleri söylemden sıyırıp hayata geçirmek için insanların öncelikle cebinde parasının olması lazım. Ancak o zaman alırsınız verirsiniz, ekonominize de hayat katmış olursunuz. Siz alışveriş yaptığınız da kasap et satar, evine ekmek götürür. Fırın kazanır, bundan fırında çalışan işçi de kazanır, iş veren de. Yani bu zincirleme bir iştir. Ama önce bir kilo pirzolanın 30 TL olduğunu hatırlayarak Gölcük'te kasaba girdiğimizde kaç kişinin cebinde 30 lira et alacak artı parası olduğunu düşünmek lazım.

Gölcük'te durum bundan ibarettir. Kıraathanelerin ve kafelerin de eskiye oranla boş olduğunu göreceksiniz. Her ne kadar işin kulbunu sigara yasağı olarak takmış olsalar da özünde insanların cebinde çay ve kahve ısmarlamayı bırakın, içecek kadar dahi paranın olmadığındandır ve bu manzara karşısında alışverişin canlılık getirecek kadar dönmediğini gördüğümüzde alıp veremiyorsunuz dolayısıyla ekonomiye de can veremiyorsunuz. Esnaf ve tüccar sabahtan akşama kadar ödemelerini yapmak için birbirinden para arıyor. Ancak para öyle karanlık yerlere gizlenmiştir ki, gün yüzüne çıkıp bir türlü cep yüzü görmüyor. Ondan sonra da siz çıkıp bu millete cemiyetlerde, düğün ve derneklerde civelek civelek oynayın, eğlenin diyorsunuz. İyi güzel de nasıl kardeşim? Güzel kıza sormuşlar niçin oynamıyorsun diye, yerim dar demiş. Geniş bir salona almışlar. Yine oynamayınca da bir kez daha sormuşlar, bu defa da yenim dar demiş. İşte Gölcük'te ahval ve şerait aynen böyledir.

Geri izlemetrackback
Merhaba, yorum yazmak için oturum açınız

yorum yaz

Yorum yazmak için oturum açmanız gerekiyor.
Üye değilseniz, sadece bir dakikanızı ayırarak hemen üye olabilirsiniz.

Oturum açtıktan sonra bu sayfaya otomatik olarak yönlendirileceksiniz.