Küçük bir çocuktu, neredeyse çırıl çıplak. Akranları sokakta güle eğlene oynarken, O bir kenara oturmuş, başını ellerinin arasına almış ağlıyordu.
O sırada, oradan alemlerin efendisi sevgili Peygamberimiz geçiyordu.
Baktı ki, birçok çocuk oynarken, şeker yerken içlerinden bir tanesi mahsun mahsun duruyordu.
Hemen yanına yaklaştı, saçlarını okşayınca küçük çocuk, Peygamberimize doğru baktı.
İçine büyük bir heyecan doğdu. Çok sevindi. Alemlerin efendisi O'nun saçlarını okşamıştı.
Sevgili Peygamberimiz, O çocuğa "Arkadaşların oynarken, sen niye bir kenarda oturuyorsun?" diye sordu. Küçük çocuk "Benim kimsem yok, bir ihtiyar dedim var. Çok da fakiriz. Bayramda üzerime giyecek hiç bir şeyim yok. Ben ağlamayayım da, kim ağlasın"
Sevgili Peygamberimiz, O küçük çocuğu elinden tuttuğu gibi doğru evine götürdü.
Evde bulabildiği eşyalardan O'nun üzerine uyanları kendisine hediye etti, çocuğu bir güzel giydirdi.
Sonra karnını doyurdu ve O'na şöyle dedi "Bundan böyle sen de bizim bir evladımız ol. Bizim evladımız olmak ister misin?"
Küçük çocuk sevinçle Peygamberimize sığındı ve O da eline bir şeker alarak doğru arkadaşlarının yanına gitti.
Onlarla oynamaya başladı. Arkadaşları da Ondaki bu değişikliği anlamışlardı. Ve O'na sordular "Biraz önce bir kenarda oturmuş ağlıyordun. Ne oldu da, bu kadar sevindin?" dediler.
Küçük çocuk "Ne olmadı ki. Benim de artık bir babam var. Hem de sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa benim babam oldu. Ben mutlu olmayayım, ben sevinmeyeyim de kimler sevinsin. Bundan daha büyük bir bayram, bundan daha büyük bir bahtiyarlık olur mu?"
İşte bir Bayram arefesinde sevgili Peygamberimizin bu örnek davranışının ki, O'nun doğumundan vefatına kadar geçen zaman içerisinde sürdürdüğü her an, insanlık için en büyük örnek olmuştur.
Bayramda kimlerin sevindirilmesi gerektiğini bilin diye bu olayı sizlere aktardım.
Ve aynı zamanda bizler için çok büyük bir değer olan ve haklarını hiç bir zaman ödeyemeyeceğimiz anne ve babalarımızla, büyüklerimiz için de sevgili ve şefkat duyguları taşımamız gerektiğini unutmayalım.
İnsanların bu dünyadaki varlığının sebebi Hz. Allah'a karşı olan görevlerini yerine getirmektir.
Bu küçüklere sevgi, büyüklere saygı demektir.
Bu çalışmak demektir. Dürüst olmak demektir. Hak hukuku bilmek ve ona riayet etmek demektir.
Dedikodu yapmamak demektir. Gıybetten uzak durmak demektir.
Harama el uzatmamak demektir.
Bu ülkeyi çok ama, çok sevmek demektir.
İşte bir Bayramda bütün bunları içimize sindirmemiz ve Bayram'ın faziletine uygun şekilde hareket etmemiz gerekir diye düşünüyorum.
Önümüzdeki birkaç gün içerisinde Türkiye büyük kavgalara, küfürleşmelere ve hakaretlere varan sözlerle referanduma gidiyor.
Herkes gergin ve ne hikmetse taraflar sanki alınacak sonuca göre hüsran veya Bayram havası yaşamanın hesaplarını yapıyor.
Ama hiç kimse yukarıda anlattıklarımı sanki layıkıyla düşünmüyor.
Bak, dün bir cenaze kaldırdık. Rahmetli Yaşar amcanın eşi Semahat teyze.
Yaşı kemale ermişti. Ölüm her ne kadar acı da olsa, yaşı kemale erenlerle dahahayatının bağrında olanların vefatıyla aynı acılar bir olmuyor.
İşte 39 yaşında girdiği stresli bir hayat sonucunda aramızdan ayrılan Ümit Sarıuvanlılar. O da kalp krizinden gitti.
Acılar hep aynı da, ölüm zaten başlı başına bir acı da, ama yaşı kemale erenle ermeyen arasınndaki fark kalp sızlatıcı.
Genç Ümit'te zaten bu dünyadan bir kalp krizi sonucu gitti.
İşte böylesine Mübarek bir Bayram öncesinde bu ülke gönül seferberliği ilan etmeli diyor ve bunun özellikle altını çizerek, başta Gölcüklüler olmak üzere tüm yurdum insanlarının ve İslam aleminin Ramazan Bayramı'nın hayırlara vesile olmasını Yüce Allah'tan niyaz ediyorum.
Bu yazı Gündem bölümü’nde 08.09.2010 tarihinde yayınlandı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için tıklayınız
Etiketler:
bayrama,
girerken,
çocuk,
Yorum yazmak için oturum açmanız gerekiyor.
Üye değilseniz, sadece bir dakikanızı ayırarak hemen üye olabilirsiniz.