Büyük Önder Atatürk ve İsmet İnönü Trablus seferine çıkarken bir çobanın yanık sesi ve duygulu sözleriyle arabalarını durdururlar. Çobanın yanına gelen Büyük Önder ve İsmet İnönü "Bis bis" diyerek çobanı alkışlarlar.
Ve "Ne güzel söylüyorsun. Bir kez daha söyler misin?" derler.
Bunun üzerine çoban hiç itiraz etmeden ama, karşısındakinin Atatürk olduğunu da bilmeden türküyü bir kez daha söyler.
Büyük Önder, İsmet İnönü'ye dönerek "Ne kadar da güzel söylüyor, ne güzel sesi var değil mi?" der.
İsmet İnönü de "Evet Paşam, gerçekten çok güzel sesi var. Türkü de çok duygulu" cevabını verir.
Bunun üzerine Büyük Önder Atatürk, çobana dönerek bir kez daha türküyü söylemesini ister.
Çoban hiç itiraz etmeden tekrar söyler. Türkü bittiğinde Büyük Önder cebinden bir miktar para çıkartarak çobana verir.
Çoban iki elini çırparak "bis bis" der.
Bu kelime arapça "Bir daha" veya "tekrar" anlamına gelir.
Büyük Önder Atatürk tekrar çobana bir miktar para verir ve aynen şunu söyler "İsmet, şu tabloyu Mussolini'nin görmesini isterdim. Bu milletin hakkını nasıl savunduğunu ve hakkını nasıl almak için gayretli olduğunu ve hakkını yedirmeyeceğini görsemisi isterdim" der ve şoförüne dönerek "Çek evladım Trablusgarp'a" direktifini verir.
İşte bu millet A'dan Z'ye hakkını arayan ve hak yolunda her zaman büyük mücadele veren bir millettir.
Hakkının yenmesini asla kabul etmez. Böylesine bir ecdadın evlatları olarak bizler, Onlar'ın bıraktığı bu mirasa nasıl sahip çıktık, onu da sizlere 30 Ağustos izlenimleri noktlarından aktaralım.
30 AĞUSTOS İZLENİMLERİ...
Bugün eğer hür ve bağımsız yaşıyor, demokrasinin bize verdiği nimetlerden yararlanıyor ve özgürce nefes alıyorsak, nedeni 30 Ağustos'tur.
Bir milletin baş kaldırışı, hürriyet ve bağımsızlık uğruna neler yapabileceğini gösterdiği en büyük zaferdir 30 Ağustos.
Kadınıyla erkeğiyle, cephede verilen yüzbinlerce şehite mal olan bir büyük kahramanlık destanının adıdır 30 Ağustos.
Bugün fotoğrafa baktığımızda geçen yıldan farklı olmayan bir manzarayla karşı karşıya kaldığımızı üzülerek görüyoruz.
Dün Maraşal Fevzi Çakmak Caddesi'nde 30 Ağustos kutlamaları vardı. Protokolün oturacağı tribün günlerce öncesinden kurulmuş, büyük hazırlıklar yapılmıştı.
Beklenen oydu ki, cadde tıklım tıklım dolsun, devlet büyükleri de o coşkulu kalabalığa bakaak büyük zaferi anlamına uygun bir şekilde halkla birlikte kutlasın.
Ama ne gezer. Geçen seneki manzara neyse, bu seneki manzara da aynısı.
Protokoldaki zevat sayısı kadar bile olmayan vatandaş topluluğu.
Yine bir avuç yürekli insanla kutlanan büyük zafer.
Kutlama adına üstü açık jeepin üzerine çıkmış devlet büyükleri acaba nasıl bir duygu yaşadılar bilemem.
Ancak şunu da düşünmeden edemem, "Ne oluyor böyle bize? Bu halk nerede?" demişler midir acaba?
Referandum çalışmaları için sokak sokak, cadde cadde, mahalle mahalle, köy köy, meydan meydan gezenler neden yoktu 30 Ağustos törenlerinde?
Yani şunu anlatmak istiyorum; protokoldeki yerlerini almışlardır ille de siyasiler, ama Onlar'ın etrafı nerede?" diye soruyorum.
Referandumda "EVET" veya "HAYIR" oyu verin diye gezdikleri kadar, neden aynı yerlere "Ey millet! Yarın 30 Ağustos. Bir büyük zaferin, varoluşumuzun yıldönümü. 88 yıl önce bizlere bugünleri armağan edenleri yad etmek, şükran ve minnet duygularımızı sunmak üzere tören alınını birlikte dolduralım" dediler mi acaba?
Demedilerse, sormak gerekmez mi "Neden demediniz?" diye.
Bu ilçenin yöneticileri her yıl aynı manzarayla karşılaştıklarını bile bile niçin halkın bayrama en yüksek oranda ve coşkuyla katılması adına gerekli tedbirleri almazlar?
Dünkü tablo bize hiç yakışmadı.
Neredeyse bir elin parmak sayısı kadar insanla, yürekli insanlarla kutlanan bir Bayram manzarası bize yakışmadı.
Caddenin bom boş oluşu 30 Ağustos ruhunu ne yazık ki yaşatmaya yetmedi.
Ama her yıl aynı manzarayla karşılaşanlara ve bu manzara karşısında çare aramayanlara bilmem ne demeli?
Orada minicik çocuklar da vardı. Duyarlı aileleri tarafından Bayram törenlerine büyük bir heyecanla getirilmiş minicik çocuklar. Mutlaka büyüklerine sormuşlardır "Biz buradayız da, neden burası bizim mahalledeki çocuklar ve komşularımız tarafından da doldurulmadı?"
Hadi verin bakalım şimdi bunun cevabını.
Ya bu çocuk, protokol tribününe doğru koşsa ve aynı soruyu protokolde yerini alan büyük amcalarına sorsa, ne cevap vereceklerdi O amcalar?
Bu yazı Gündem bölümü’nde 31.08.2010 tarihinde yayınlandı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için tıklayınız
Etiketler:
atatürk,
ismet inönü,
zafer bayramı,
Yorum yazmak için oturum açmanız gerekiyor.
Üye değilseniz, sadece bir dakikanızı ayırarak hemen üye olabilirsiniz.