Biz ne Batılı,ne de Doğulu bir toplumuz

[-]Normal[+]

Biz, bir zamanlar birey olarak da toplum olarak da tüm meselelere adalet çerçevesinden bakmaktaydık, çıkar çerçevesinden değil

Dünyamız genel bir kanıya göre artık o kadar da büyük değil, hatta bazıları için küçük bir köy. Bu nedenle yüzyılların getirdiği birçok şey de değişiyor. Örneğin bir Alman, Alman olarak kalabilmek için artık Almanya'da yaşamak zorunda değil. İnsanlar kendilerini doğdukları büyüdükleri yere değil benimsedikleri yere ait hissediyor. İsteyen istediği ülkede, o ülkedeki belli başlı şartlara riayet etmek kaydıyla yaşayabiliyor. O halde buradaki temel faktör benimseme meselesidir yani bir ülkeyi, bir toplumu diğer toplumlara ve ülkelere tercih etmek. Bu çerçeveden bakınca bireyi bir toplumda, bir ülkede tutan, onu oraya ait kılan toplum-devlet-birey arasındaki karşılıklı kabul, anlaşma oluyor. Böylece vatandaş ile devlet ortak çıkarlara sahip olduğu sürece birliktelikleri devam ediyor. Vatandaş devleti kendisine yarar sağladığı sürece benimsiyor, onun bir parçası oluyor, onu yaşatıyor.

Bu bahsettiğimiz bir nevi karşılıklı çıkar ilişkisine dayalı devlet-vatandaş anlayışı, aslında modern batı kültürünün ürünü. Doğuda, devlet ile vatandaş arasındaki ilişki geleneği de günümüzde yaygın olarak uygulanan devlet-vatandaş ilişkisi de bundan çok farklı. Demokrasiye geçiş olarak adlandırılan, batı tarafından toplumlara uygulanan tüm modernleştirme hareketlerinin temelinde doğudaki vatandaş-devlet anlayışının batılı olanıyla değiştirilmesinin yattığını düşünüyorum.

Batılılaşma hareketlerinin en uzun süreli ve en buhranlı örneğini yaşayan toplumumuzda bu zihniyet değişimi kısmen sağlanıp büyük oranda da sağlanamadığından ortaya çarpık sonuçlar çıkabilmektedir. Devletin sorgulanamaz kutsallığı ile modern anlayıştan kaynaklanan çıkarlarını koruma eğilimi arasında kalan vatandaş, duruma göre pozisyon almakta, vatandaştan başlayan günü kurtarma zihniyeti devlete yayılmakta bunun sonucunda da sorunlarımız şekil değiştirse bile varlıklarını sürdürmektedir. İşin daha vahimi bu karşılıklı çıkarları koruma meselesinin uyanıklık olarak algılanmasıdır. Bu algı sonucunda vatandaş; kendi çıkarına olan olumsuzlukları iyi, kendi çıkarlarına hizmet etmeyen olumsuzlukları ise kötü olarak adlandırıyor. Devleti temsil eden yöneticiler ise popülist politikalarla günü geçiştiriyor. Yarınları kurma, halkına hizmet etme yerine, kendinin ve kendisine yakın olanların çıkarlarına hizmet etme yolunu seçiyor. Bunun sonucunda halkta "Yesin ama çalışsın da!" gibi çarpık bir anlayış yerleşiyor. Çoğu zaman halkı yönlendiren kurumlar, bireyler bu zihniyeti bilerek veya farkında olmadan gelen kuşaklara aşılıyor. Böyle sürdüğü sürece de bizim adına ıslahat, kalkınma, çağdaşlaşma dediğimiz üç yüz yıllık çabalar bir türlü olgun meyvesini veremiyor.

Biz ne batılı ne de doğulu bir toplumuz, Anadolu merkez olmak kaydıyla kendimize has bir medeniyet kurmuş bir milletiz. Bu medeniyet en güzel meyvelerini zamanında vermişti. Bugün aslında gelişmekte olan birçok toplum gibi ele geçiremediğimiz değerleri arzulamıyoruz, biz yalnızca kaybettiğimizi bulmaya çalışıyoruz. Fakat burada kaybedilen burada aranmalıdır. Bizi zirveye çıkaracak zihniyet bu topraklardadır ve adı da bana sorarsanız adalet'tir. Biz, bir zamanlar birey olarak da toplum olarak da tüm meselelere adalet çerçevesinden bakmaktaydık, çıkar çerçevesinden değil!

Vatandaş olmanın; sorumluluklar sahibi olmak demek olduğunu, bir yükü kaldırmayı kabul etmek olduğunu, eli taşın altına sokmayı gerektirdiğini, adaletin hepimize lazım olduğunu milletçe öğrendiğimiz gün memleketimizin, insanımızın her alanda rahata kavuşacağı gündür.

Geri izlemetrackback
Merhaba, yorum yazmak için oturum açınız

yorum yaz

Yorum yazmak için oturum açmanız gerekiyor.
Üye değilseniz, sadece bir dakikanızı ayırarak hemen üye olabilirsiniz.

Oturum açtıktan sonra bu sayfaya otomatik olarak yönlendirileceksiniz.