Siyasilerin tarih bilgilerine gıpta ediyorum. Kürsüde konuşurken neredeyse saati dahi söyleyecekler.
Dinlerken müthiş keyiflenirim. Osmanlı'nın kuruluşundan İstanbul'un fethine, Kurtuluş Savaşı'ndan Cumhuriyet'in kuruluşuna kadar geçen zamanı ballandıra ballandıra anlatırlar. Bu güzel söylemlerden kim keyif almaz ki? Ancak aynı keyfi ekonomik konuşmalardan aldığımızı söylememiz mümkün değil.
Dün iktidar ve muhalefet grup toplantılarında birbirlerine karşı sıkı bir eleştiri yarışı içine girmişken televizyonların alt yazılarına düşen rakamlar bir anda boğazımda gıcık yaptı. Kasım ayının enflasyonu % 0.98 olarak açıklanırken aynı karelerden açlık ve fakirlik sınırının altında yaşayan milyonlardan bahsediliyordu. Sizce enflasyonun çok ama çok düşük olmasının ülkemize bir yararı var mı? Var diyelim, peki o açlık ve fakirlik sınırının altında yaşayan insanlara bir faydası var mı? Tabi ki yok. Önemli olan da esas faydası olması gereken bu kesim değil mi? Sonra sokağa çıkıp Kasım ayında enflasyon % 0.98 çıkmış deseniz size kaç kişi inanır? Bir kilo kıymanın fiyatı 19 liradan 21 liraya çıkmışsa, bu kafadan % 10 zam değil midir? Peki şu enflasyonun % 0.98'i nasıl açıklanacak, diyeceksiniz ki açlıkla fakirlik sınırının altında yaşam mücadelesi verenler zaten et yemiyor ki. Onun için de enflasyonun 0.98 olması doğru, onlar ete yapılan % 10'luk zamdan etkilenmiyorlar. Çünkü onun etkisi yüksek gelir gruplarına aittir. Onlar da zaten iki liralık zamdan etkilenmezler ve et yemeye devam ederler.
Bayramda kurban kesemeyenler işte sadece yukarıda bahsettiğim milyonlar değil. Bu gelir grubunun üzerinde yaşayanlarda borç batağında oldukları için bayramı hüzünlü geçirenlerden. Yani mesele cep delik cepken delik durumuna gelmiş. Yine bu Kurban Bayramı'nda her ne kadar gerek otobüs firmaları gerekse THY başta olmak üzere havacılık firmaları ve tren seferleri normal zamanlara göre çok artsa da bayram ziyaretlerinde önemli düşüşler var. Çünkü buradan Balıkesir'e gitmek isteyen 5 kişilik bir aile en az 250 lira yol masrafı yapacağı için büyük ziyaretlerini küçülterek işi telefonlara veya mesajlaşmaya havale etmiş durumda. Gelir dağılımında memleketin % 80'i % 20'sinden daha az pay alıyorsa ve bu durum böyle devam edip önümüzdeki yıllara da eksi işaretini koyarsa bayram geleneklerimizin en önemli göstergesi olan ziyaretler de yerini sanal bir aleme bırakacak.
İşte tarihi çok iyi bilen siyasi büyüklerimizin o tarihin akışı içersinde ekonominin ne kadar önemli olduğunu, aslında bir ülkenin en önemli meselesinin hatta olmazsa olmazının ekonomik olarak refah toplumu olmak olunması gerektiğini de çok iyi bilmeleri gerekir. Bakın Büyük Önder Atatürk ne diyor: "Mutlu ve müreffeh devletler seviyesine erişmek gayedir." Bu büyük milletin tarihini çok iyi bilen ve yine bu büyük milletle tarih yazan Büyük Önder'de bütün bunların taçlanması için güçlü bir ekonominin şart olduğunu da yukarıdaki sözleriyle ifade ediyor.
Bizim devletimizin adına Türkiye Cumhuriyeti derler. Bize de doğal olarak Türk milleti. Fransa'ya yurttaşlık bağıyla bağlantılı olanlara Fransız, İngiltere'ye İngiliz, Almanya'ya Alman. Amerika 52 ayrı milliyetten olmasına rağmen ülkenin neresinde olursanız olun bir Amerikan vatandaşını kolundan çevirdiğinizde "Ben Amerikanım" der.
Gölcük'te ben buna şahitte oldum. Tersaneye bakım için gelen Kalamazo adlı Amerikan gemisinin bir askeriyle çarşı içinde konuştum. Tipi çekik gözleri nedeniyle Çinli veya Japon'a benzediği için "Sen Japon musun yoksa Çinli misin?" dediğimde neredeyse üzerime atlayacaktı, bana üniformasını göstererek "Ben Amerikanım" diye bağırdı. O zaman dünyaya bakmadan bu Türklük tartışmasının manası ne kardeşim? İçinize sindiremiyorsanız ayrı da, bak dünya nasıl sindirmiş örnek alın.
Biz Türk'üz. Yurt dışında bize sorduklarında Türk'üz demiyor muyuz? Etnik kökenimiz ne olursa olsun biz Türk'üz diyoruz. Ben Türk'üm derken müthiş zevk alırım. Çocuklarım da Türk, eşim de Türk, anam da Türk, babam da Türk. Ben Türk olmaktan gurur duyduğum için "Ne Mutlu Türküm Diyene" derim. Türklük üzerinden yapılan tartışmaların da bu memlekete hiç faydasının olmayacağını da bilirim.
Şimdi dünyaya biraz daha bakmaya devam edelim. Öyle ya bu dünya da yaşadığımıza göre doğal olarak dünyaya da hem kendi penceremizden hem de uluslararası pencereden bakacağız. Türkiye'de birlik ve beraberlik istemeyenler ülkenin sadece Güneydoğusunda değil ortasında, batısında ve kuzeyinde de olaylar çıkartarak terörü körüklemek arzusundalar. Çünkü onlar bu milletin etnik kökeni ne olursa olsun bir ve beraber yaşamasından rahatsızlık duyuyorlar, sıkıntıları bu. Ve bütün bu eylemleri de pravaketörlük yapmak için yapıyorlar. Ancak bu millet hiçbir zaman provokasyonlara gelmemiştir ve gelemeyecek.
Bu yazı Gündem bölümü’nde 02.12.2009 tarihinde yayınlandı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için tıklayınız
Etiketler:
ekonomik kriz,
zam,
enflasyon,
et,
millet,
siyaset,
Yorum yazmak için oturum açmanız gerekiyor.
Üye değilseniz, sadece bir dakikanızı ayırarak hemen üye olabilirsiniz.