Yaklaşık yedi, belki de sekiz aydır sebebini çözemediğim, neredeyse hastalık derecesinde uykuya düşkünlüğüm artmıştı. Şikayetçiydim aslında kısa kış günlerini daha da kısaltmaktan, yaşamam gerekenleri sürekli ertelemekten. Aylar sonra tam da o akşam uykum kaçtı. Uyuma çabalarım nafile bir uğraşının ötesine gidemeyince kalkayım diye düşündüm. Saate baktım, ikiyi geçiyor. Kalkayım kalkmasına da ne yapılır ki bu saatte? Biraz daha debelendikten sonra çaresiz kalktım. Pencereden dışarı baktım. Dolunay dışında hiçbir başkalık fark etmedim.
Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyorum. Tam uykuya dalarken öyle bir ses, öyle bir ses işitti ki kulaklarım, evet dedim zaman doldu. Kum saatindeki son kum tanesi düşerken duymam gereken ses bu olmalı. Bu yanılmıyorsam Hz. İsrafil'in sura üfleme sesi dememe kalmadı eşimle göz göze geldik. İçimden geçirdiklerimi duymuşçasına "Deprem, deprem oluyor." demesiyle kendime geldim. Gerçekten de deprem oluyordu. Korku ya da panikten eser bile yoktu içimde. İlk aklıma gelen çocuklarım oldu. Eşime dönüp "Çocuklarımız?" diyene kadar malum beş saniye geride kalmıştı bile ve eşimin "Bırak uyusunlar. Hatta sende uyumalısın. Yapabileceğimiz hiçbir şey yok." demesiyle başımı yastığa koydum. Yok, yok başımı yastığa rahatça koydum demek daha doğru olur.
Sahi 4.3 değil de 7.3 ya da daha da şiddetli hatta yakıp yıkan bir deprem olsaydı ne yapabilirdik ki boyun eğmekten başka? Ne vakit unuttuk ölümlü olduğumuzu?
İyi de bu depremin merkez üssü neresi? Gözüm birden fal taşı gibi açıldı. Aman Allah'ım! İstanbul. İstanbul'da beklenen deprem oldu da biz bu kadarını mı hissetmiştik acaba?
Vay bana vaylar bana. İşte şimdi dizlerimin bağı çözüldü. Eyvah dedim, felaketle burun buruna hazırlıksız binlerce insan . . . Bi gayret kalktım kalmasına da cesaretim var mıydı bir felaket haberi almaya? Duraksadım. Galiba o kadar cesur değildim. Korkunun ecele faydası yok diye içimden geçirerek açtım televizyonu.
Bütün televizyon kanallarının "Merkez üssü Gölcük Değirmendere olan 4.3 büyüklüğünde deprem" diye son dakika haberi verdiğini duyunca deriiin bir ohhh çektim. Huzurla kaldığım yerden devam etmek üzere döndüm hayata.
Bu kez korktuğuma uğramamıştım. Gelecekte de bu kadar şanslı olabilir miyiz bilinmez.
Arada bir, çok bunaldığınızda, hayat sizin için çekilmez bir hale geldiğinde kendinize çok değil sadece 5 saniyecik ayırın ve oyunun bir daha perde dememek üzere kapandığını hayal edin. Canınızı yakan bu hayal halen almakta olduğunuz nefesin ne kadar kıymetli olduğunu kulağınıza fısıldayacak ve pişmanlıklarınızdan dönmek için hâlâ vakit var diyecek dinlemeyi becerebilenlere.
Hatalarımızdan dönmeye, istemeyerek kırdığımız kalpleri onarmaya, sevdiklerimizi kucaklamaya ve yapamadıklarımızı yapmaya, hayatı bir kez daha gözden geçirmeye hâlâ vaktimiz var. Bilmem anlatabildim mi?
Bu yazı Gündem bölümü’nde 25.01.2011 tarihinde yayınlandı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için tıklayınız
Etiketler:
deprem,
gölcük,
anımsattıkları,
Yorum yazmak için oturum açmanız gerekiyor.
Üye değilseniz, sadece bir dakikanızı ayırarak hemen üye olabilirsiniz.