Mortin Abramovitz, ABD'nin Ankara Büyükelçisi olarak 10 yıl görev yaptı. Ülkemize veda etmeden önce Milliyet Gazetesi'yle yaptığı bir söyleşide şöyle demişti, "Türkiye, 10 yıl içersinde ya orta ölçekli bir Avrupa ülkesi olur ya da Yugoslavya gibi dağılır."
Ülkemizde en uzun süre ABD Büyük Elçisi olarak görev yapan Yahudi asıllı Abromotivz'in bu sözlerini o zamanlar manidar karşılamış, orta ölçekli Avrupa ülkesi olmaya evet ama dağılmaya asla demiştim. Bu fikrimi halen de korumaya devam etmekteyim. Lakin Kürt Açılımı'nı değerlendiren CHP Genel Başkanı Sayın Deniz Baykal'ın "Yugoslavya gibi oluruz" sözleri beni 15 yıl öncesine götürdü.
Baykal, son derece ciddi şeyler söylüyor. Kaygılanmamak mümkün değil. Bakın ne diyor: "Bölünme kaygısı toplumsallaşıyor. Türkiye gerçekten tarihi bir dönüm noktasındadır. Bu sürecin sonunda çatışma, gerginlik çıkar. Irak'ta, Yugoslavya'da ne çıktıysa Türkiye'de de o çıkar."
Şimdi 15 yıl önce ABD'li tecrübeli bir bürokratla Türkiye'nin görev başındaki en tecrübeli siyaset adamının sözlerini karşılaştırdığımızda "Yugoslavya gibi oluruz." uyarıları ortaklık içeriyor. Demek ki bir açılımın neleri içerdiğini ortaya net bir şekilde tüm hatlarıyla koymak lazım.
Hükümetin atmış olduğu adımları son derece önemseyerek takip etmekte de yarar var. Ülkemizin bütününü ilgilendiren böylesine bir meselede iktidar ve siyaset adamlarının birbirlerini hain diye nitelendirerek sarf etmiş olduğu sözlerin de kaygıyla izlendiğini bilmek gerekir. Herkes açılımla ilgili fikrini söyleyebilir, bunlar normaldir. Ortada bir Türkiye projesi varsa her vatandaşın da görüşlerini ortaya koyma hakkı vardır diye düşünüyorum. Ancak kim ne söylerse söylesin muhatabının 73 milyonluk büyük bir millet olduğunu unutmasın.
Bakın birileri açılım konusunda bölücü başının muhatap alınmasını istiyor. Şimdi meseleye buradan baktığımızda çözüm istiyoruz diyenlerin aslında samimi olmadıklarını da görürüz. Çünkü böyle bir düşünce tarzı sadece bir azınlığı memnun eder biz ise ulusallıktan bahsediyoruz. Demokratik Toplum Partisi de görüşlerini tabi ki ortaya koyacaktır. Netice de parlamentodaki yerini milletin kendisine verdiği oylarla almıştır ve Türkiye Büyük Milet Meclisi'nde Türk milleti adına yemin ederek göreve başlamışlardır. Dolayısıyla herkes sözünden sorumluluğunun kendisine yükleyeceği artı ve eksileri taşıyabilmelidir. Barajların sularla dolması hem toprağa hem de insana faydalıdır. Lakin o barajlar taşarsa toprak da zarar görür insan da.
Diyarbakırspor ile Fenerbahçe arasında oynanan maçın ilk yarısıyla ikinci yarısının ilk 25 dakikasını teravih namazında olduğum için seyredemedim. Lakin Anti Fener'li dostlarım camide de beni buldu ve 1-0 mağlup olduğumuzu söyledi. O sıralarda henüz yatsı namazına durmamıştık ama benim keyfim de kaçmıştı.
Namaz çıkışı soluğu taksi durağında aldığımda Saray Taksi'nin acar şoförleri, "2-1 galipsiniz ağabey" deyince rahatladım ve evde de Semih'in 3. gol keyfini yaşadım. Ama o da ne? Sahada adamın biri şov yapıyor. Ben gülüyorum, maç duruyor. Meğerse işin daha önce de evveliyatı varmış. Diyarbakırspor, Fenerbahçe karşısında 1-0 galipken taraftarlar olay çıkarmaya başlamış. Son bölümlerini de ben izledim. Fener'in galibiyet sevinci ben de tedirginliğe döndü.
Şimdi bu gibi durumların Diyarbakır'a hiç faydası yok. Bütün Türkiye biliyor ki Diyarbakırspor geçen sene son derece zor şartlar altında 1. Lig'e yükseldi. Büyük bir kentin kenetlendiği ve herkesin özveride bulunduğu bir tabloyla hak ettikleri Türkcell Süper Lig'e döndüler. Ancak Fenerbahçe maçında yaşananlar sanki birileri Diyarbakır'ın Süper Lig'de oynamasını istemiyor gibi düşüncelere dalınmasına neden oldu.
Diyarbakırspor Teknik Direktörü Ziya Doğan dahi Fenerbahçe karşısında aldıkları 3-1'lik mağlubiyeti değil taraftarların taşkınlıklarını konuştu. Olayların maçın önüne geçtiğini söyleyen tecrübeli teknik adam lige kolay çıkmadıklarını, Diyarbakırspor'un çok büyük emeklerle bulunduğu yere geldiğini, ancak seyirci taşkınlıklarının takımın ceza almasına neden olabileceği gibi daha kötü şeylerin de olabileceğini ifade ederek bir yerde korku ve içinde bulundukları ve karşı karşıya oldukları handikapları dile getirdi.
Evet, Diyarbakır, Türkiye'nin cennet mekanı köşelerinden biridir. Halkının son derece misafirperver ve candan olduğu Diyarbakır'da yaşananların Diyarbakırlılar tarafından da tasvip edilmediği bir gerçektir. Çünkü statta yaşananlar ne maçın skoruyla alakalıdır ne de hakemin vermiş olduğu ters kararlar nedeniyle. Yazıktır, günahtır. Küçücük bir grup kocaman bir şehrin alın teri ve emeğini çalamaz. Umarım Diyarbakır Stadı'ndaki bu olaylar son bulur, Diyarbakırspor da Türkcell Süper Lig'de kalıcı olur.
Bu yazı Gündem bölümü’nde 27.08.2009 tarihinde yayınlandı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için tıklayınız
Etiketler:
siyaset,
deniz baykal,
diyarbakırspor,
fenerbahçe,
toplam 1 yorum|yorum rss
sarayemlak | KatılıyorumKatılmıyorum (5.0/10 puan) | 27 Ağustos 2009 14:33
Yorum yazmak için oturum açmanız gerekiyor.
Üye değilseniz, sadece bir dakikanızı ayırarak hemen üye olabilirsiniz.