Farkında Mısın ATATÜRK..

[-]Normal[+]

Başımız her sıkıştığında, içimiz karardığında ruhumuzu aydınlatmak ve kafamızı berraklaştırmak için Atatürk'e koşuyoruz.

Anıtkabir sanki "Farkında mısınız?" Onun sanki ebedi istiratgahı değil, bizim kendimize gelme kapımız gibi.

Ne zaman kendimizi kötü hissetsek, O'na ne zaman saldırılar yoğunlaşsa insanlar yani biz, akın akın Anıtkabir'e koşarız da, biz farkındayız da onlar farkında değiller.

Bakın Türk sinemasında Atatürk furyası dolu dizgin gidiyor. Zülfü Livaneli'nin "VEDA" senaryosunu şu bizim "ÇILGIN TÜRK" Turgut Özakman'ın yazdığı "DERSİMİZ ATATÜRK" milyonları sinema salonlarına topladı.

"Farkında mısın?" ne zaman kendimizi kötü hissetsek, O'na doğru koşuyoruz. O bizi rahatlatıyor.

Yattığı yerde dahi bize huzur veriyor.

O'nun hayatını sayfa sayfa okuyor, sonra tekrar kitabı başa alıyor, tekrar okuyoruz.

O bize huzur veriyor. "Farkında mısın?" dünyada O'nun kadar sevilen, O'nun kadar ziyaret edilen bir lider daha yok.

Yüzbinler Ankara'ya akın ediyor, ellerinde Türk bayraklarıyla O'na koşuyor.

Şu filmleri O'nu anlatan filmler, milyonları sinema salonlarında duygulandırıyor.

"Farkında mısın?" ne zaman O'na doğru hücum başlasa, anında karşı hücum kat kat büyüyerek kendini buluyor.

Bütün ömrünü milletinin huzur ve refahına adıyan, büyük acılar ve sıkıntılar çeken 57 yaşında amansız bir hastalığın pençesinden kurtulamayarak aramızdan ayrılan Büyük Önder "Farkında mısın?" küçücük beyinlerde dahi tazeliğini koruyor.

Bu nasıl bir sevgidir, bu nasıl bir aşktır ki insanlar uçarak O'na doğru kanat çırpıyor.

"Farkında mısın?" birileri bunun hiç farkında değil.

O nasıl ki "Benim naciz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır. Ancak türkiye Cumhuriyeti ilel ebed payidar kalacaktır" dediyse O'nun sevgisi de bizim içimizde farkında olmayanlar iyi bilsinler ki, ilel ebed yaşayacak ve yaşatılacaktır.

"Farkında mısın?" ne zaman sıkılsak ortaya O çıkıyor.

"Dersimiz Atatürk" baş rolünü Halit Ergenç'in oynadığı büyük usta dahi adam Turgut Özakman'ın büyüleyici kaleminden müthiş bir film. Zülfi Livaneli'nin ki kadar güzel.

Atatürk'ü tüm çıplaklığıyla ve yalın haliyle anlatan eşsiz bir eser.

"Farkında mısın?" bizler O'nu hiç aklımızdan çıkarmadıkça bu asil millet akın akın O'na koştukça, birilerinin tüyleri ürperiyor.

Bir gerçeğin, bir türlü farkında değiller.

İnsanlar, eserleriyle yaşar, Atatürk'ün en büyük eseri de "TÜRKİYE CUMHURİYETİ"dir.

Dün onun "Türk milletinin tabiat ve şiarına en uygun idare Cumhuriyettir" sözünün 95 yıl önce gerçekleştiği Çanakkale Zaferi'nin yıldönümünü gururla anarken, Şehitlerimize de rahmet okuduk. Gazilerimizi şükranla andık.

Çanakkale Savaşı'nın en çetin dönemlerinden birinde yaralı olarak sedye ile taşınan asker, komutanını görünce gözyaşlarını tutamayıp "Şehit olamadığım için özür dilerim Komutanım" demişti de, bu milletin asaletinin hangi boyutlarda olduğu o ecdadın, o sözlerinin içinde gizliydi.

Bir memurdu kahraman asker. Annesine Çanakkale'ye gideceğini söyledi. Düşmanı kovup, tekrar geleceğini anlattı.

Çünkü vatan çok önemliydi. Bu topraklarda düşman çizmelerinin dolaşmaması, namusumuz için, şerefimiz için, haysiyetimiz için çok önemliydi.

Sırt çantasını alarak yola koyuldu. Ancak önce mahalle bakkalına uğrayarak kendisinin olmadığı dönemlerde annesinin erzaksız bırakılmamasını istedi.

"Ben dönünce bütün borçlarımızı öderim" diyerek Çanakkale'nin yolunu tuttu.

Önceleri sık sık anacığına mektup yazıyordu. Bir gün şehadet şerbetini içince mektuplar da kesildi.

Sonra görevliler kapıya geldiler. Şehit haberini anacığına gözyaşlarıyla verdiler.

Yanlarında şehid evlata ait bir kaç parça eşya ve devletin verdiği maaşlar vardı.

Anneye bunlar teslim edildi. Tek evladını Çanakkale'de şehit veren anne, içi yansa da düşmanın mağlup edilmesinden dolayı gururluydu.

Çünkü bu yolda kendisi de biricik oğlunu vermişti.

O gururlu anne, paralarla birlikte bakkalın yolunu tuttu. "Bakkal efendi, bu zamana kadar beni erzaksız komadın. Sağol. Oğlum şehit oldu. Bu O'nun paraları. Yattığı yerde huzursuz yatmasını istemem. Borcumuz neyse ödeyelim de sana da teşekkür edelim" dedi.

Bakkal buğulu ve yaşlı gözlerle verisiye defterini açtığında, gözünden de iki damla yaş düşmüştü. O yaşlar verisiye defterine bulaştığında kırmızı bir mendili anar hale gelmişti.

Bakkal şehit anasına şöyle dedi "Olurmu öyle şey ana. Senin borç dediğin nedir ki? O bizim de evladımızdı, borcunu şehit kanıyla ödedi"

İşte Büyük Önder Atatürk'ün "Ben size savaşmayı değil, ölmeyi emrediyorum" dediğinde bu emri yerine getiren yüzbinlerce vatan evladından biriydi.

"Farkında mısın?" dün bütün bu duyguları bir kez daha yaşadık.

Aslında bir önceki gece de sevgili kardeşim Haluk Özçakmak'ın da aralarında bulunduğu ve Çanakkale ezgilerini   dinlediğimiz o müthiş gecede savaşı yaşamadık ama, yaşananların yüceliğini, azizliğini yüreklerimizde bir kez daha hissettik.

"Farkında mısın?" ATATÜRK. Farkında olmayanlar, şunu iyi farketmelidir ki bu millet ne zaman başı sıkışsa, darda olsa ve kendini iyi hissetmese Atatürk'e koşuyor.

O'nu bir kez daha anlamak ve bir kez daha izlemek için ya Anıtkabir'in ya da filmlerinin yolunu tutuyor.

Geri izlemetrackback
Merhaba, yorum yazmak için oturum açınız

yorum yaz

Yorum yazmak için oturum açmanız gerekiyor.
Üye değilseniz, sadece bir dakikanızı ayırarak hemen üye olabilirsiniz.

Oturum açtıktan sonra bu sayfaya otomatik olarak yönlendirileceksiniz.