Bir kedi, her canlı gibi yaşama hakkına sahip olan varlıktır.
Sokakta yaşamanın bedeli ağırdır, zordur. Karnınızı doyurmak için nice badireler atlatırsınız. Bir lokma uğruna karşıdan karşıya geçerken hayatınızı kaybeder veya yaralanıp sakat kalabilirsiniz.
Ben kedileri severim. Arkasında parmak izi gibi bir şekil vardır ki, sevgili Peygamberimiz onun başını okşadığı için her zaman dört ayağının üstüne düşer, derler. Biz bu tabiri genelde şanslı olanlar için kullanırız. Lakin dünkü kedi bir türlü dört ayaküstüne düşemedi. Ağır yaralıydı. Onu bizim İrem Güler kapının önünde bulmuş. Yine bizim Barış Akyüz ile birlikte onu ezildiği arabanın altından çıkartarak doğru Veteriner Orhan Altuntaş'a ve Veteriner Orhan Tekkol'a götürmüşler. Hayvan kuyruk sokumu bölgesinden ağır yara almış. Sağ olsun Orhan Tekkol, zavallı kediye anında müdahale ederek penisilin, cortison, B vitamini ve calsiyum vurmuş. Yine ayrıca ağrı kesici de bir iğne vurulmuş. Ancak kedinin veterinerlik bürosunda tedavisinin mümkün olmaması nedeniyle bizim İrem Güler, Belediye Zabıtası'nı aramış. Onlar İzmit Büyükşehir'e yönlendirmişler. Yine bizim İrem Güler, Büyükşehir Veterinerliğini arayınca onlar tekrar Gölcük Belediyesi'ne yönlendirmişler. İrem Güler yeniden Gölcük Belediyesi Zabıta Müdürlüğü'nü aramış. Zabıta Müdürlüğü temizlik işlerinin konuyla ilgilendiğini söylemesinden sonra İrem Güler, temizlik işlerini aramış ama telefonlar cevap vermeyince bizim çocuklar hayvanı kutuya koyup veterinere kendileri götürmüşler. Lakin dedik ya, veterinerlerin Gölcük'te yapabilecekleri belli. Neticede bu zavallı kedi aşırı kan kaybı nedeniyle ölmüş.
Demem o ki, bir kedinin de yaşamaya hakkı vardır. Neticede o da bir canlı ve Allah'ın yarattığı bir varlıktır. Ben şu "Çalışınca oluyor" lafını son derece beğeniyorum ve güzel buluyorum. Peki, kardeşim şu güzel sözü uygulasaydınız da o kedi İzmit Büyükşehir'e yetiştirilseydi fena mı olurdu? Belki yaşardı, belki yaşamazdı bilemeyiz ama hiç olmazsa herkes kedi için üzerine düşeni yapmanın gönül rahatlığını yaşardı.
Küresel krizin dünyayı kasıp kavurmasının ardından bunun Türkiye'deki ağır etkilerini de azaltmak amacıyla önemli bir kampanya başlatıldı.
Türkiye Reklam Konseyi, Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan'ın himayesinde "alın verin, ekonomiye can verin" kampanyası başladı. Türk bankacılığının duayen ismi Doğal Hayatı Koruma Vakfı Başkanı Akın Öngör, Merkez Bankası eski Başkanlarından Yaman Törüner, ekonomi profesörü ve spor yazarı Deniz Gökçe, gazeteci Meliha Okur, simitçi, oyuncakçı, bakkal ve çiçekçi gibi roller üstlenerek piyasaların canlanması adına "alın verin, ekonomiye can verin" diyorlar.
Mesela simitçi Akın Öngör şöyle diyor: "Sıcak paranın dolaştığı canlı bir ekonomi için sıcacık bir simit alın. Siz simit alırsanız simitçi kazanır, fırın da kazanır. Fırına un satan toptancının işi yürür. Unu yapan üreticinin değirmeni döner. Sonuçta memleket kazanır. Krizin etkileri bayatlat gider. Çıtır çıtır sıcacık parayla dönen ekonomi için durmayın siz de gevrek bir simit alın."
Evet, şimdi bangır bangır bağırıyoruz. "Alın verin, ekonomiye can verin." Peki, güzel de hiç soran var mı, 450 lira emekli maaşı alan Bağ-Kur emeklisi o çıtır çıtır sıcacık simidi hangi parayla alacak? Hadi kendisi bağrına taş bastı almadı. Hiç olmazsa torunu için almaya kalksa cep delik, cepken delikken sıcacık simit nasıl mideye gidecek?
Sevgili Meliha Okur da gül gibi ekonomi için bir demet çiçek diyor. Ben tabiî ki çiçekleri çok severim. Hele bunu sevdiklerimize güzel bir armağan olarak takdim etmek ne kadar da hoştur. Lakin evlilik yıldönümünde dahi olsa şu zamanda bir demet çiçek alıp gül gibi ekonominin oluşmasını sağlayacaklar kimlerdir? Bunu Gölcük Tarım Müdürlüğü'nde çalışan değerli bir memur kardeşim yapabilir mi? Tabi ki reklamlarda söylenenlerin tamamını yapmak isteriz. Alalım verelim, ekonomi de canlansın. Ancak şu sıralarda mübarek ramazan ayı nedeniyle daha çok pide alındığını görüyorum. Lakin gidin Gölcük'te şöyle bir dolanın bakalım. Pide satışlarında da gül gibi bir güzel koku ve tat var mı?
Sevgili Yaman Törüner de oyuncakçı rolünü üstlendiği bu anlamlı kampanyada oyuncakların sadece çocukları değil tüm ülkeyi sevindirdiğini söylüyor. "Oyuncak satıldıkça oyuncakçı evine ekmek götürür. Ekmek için fırın yandıkça ekmekçi de kazanır. Unu üreten de kazanır, buğdayı yetiştiren de kazanır. Sonuçta tüm evlerin ocağı tüter, ülke kazanır. Krizin son etkileri de ortadan kalkar. Yüzü gülen bir ekonomi için gelin siz de bir oyuncak alın."
Tabi ki bütün bu söylemler güzel de bir de eylemlere bakalım. İşçi ve Bağ-Kur emeklisine 1.83 gibi çok komik bir zaman yapılmış. Memur emeklilerine biraz daha fazla. Çalışanların da maaşlarına yapılmak istenen zamlar emeklilerinkinden çok farklı değil. Sokaklarda yüzü gülmeyen insanlar sakız almak için bakkala, çiçek almak için çiçekçiye, oyuncak almak için de oyuncakçıya nasıl gidecek? Hepimiz biliyoruz ki cüzdan boşken bu tip alışverişleri yapmak hayalden öteye geçemez. O zaman gelin "alın verin, ekonomiye can verin. Kriz sakinleşsin, yüzler gülsün" kampanyasının alt yapısını hazırlayın ve o insanlara öncelikle insanca yaşayabilecekleri bir ücret verin. O zaman pastacının da yüzü güler, tatlıcının da dondurmacının da...
Yorum yazmak için oturum açmanız gerekiyor.
Üye değilseniz, sadece bir dakikanızı ayırarak hemen üye olabilirsiniz.