Nasıl keyifli bir kitap var son günlerde elimde anlatamam. Her fırsatı değerlendiriyorum, bir iki satır daha okuyabilmek için...
Kitabın bir bölümünde yazar, sürekli şikayet ettiğimiz yaşantımız içinde aslında farkına varmadığımız küçük mutluluklar olduğunu ispatlıyor bizlere... Ve bakın, hayattan daha fazla tat alabilmek için nasıl tiyolar veriyor..."Zorunlu olmayan sayıları çöpe atın: yaş, kilo, boy. Doktorunuz düşünsün onları. Bunun için ücret alıyor sizden.
Sadece neşeli arkadaşlarınız olsun; suratsızlar sizi aşağı çeker.
Öğrenmeyi sürdürün; bilgisayar, el sanatları, bahçecilik, ne olursa... Beyniniz âtıl kalmasın. Âtıl kafa, iblisin tezgâhıdır. İblisin adı da, Alzheimer'dır.
Küçük şeylerden zevk almaya bakın.
Sık sık, uzun uzun, vargücünüzle gülün. Soluksuz kalıncaya kadar gülün.
Gözyaşları olacaktır. Katlanın, yas tutun, başka yaşantılara geçin.
Sevdiklerinizle doldurun çevrenizi, aile, kedi, köpek, kuş, balık, yadigârlar, müzik, bitkiler, hobiler, ne olursa. Eviniz sığınağınızdır.
Sağlığınızın kıymetini bilin. İyiyse üstüne titreyin. Bozuksa düzeltin. Siz kendiniz düzeltemiyorsanız yardım sağlayın.
Vicdan azabından uzak durun. Çarşı pazarda gezin, komşu illerde dış ülkelerde dolaşın, ama sakın suçluluk, pişmanlık duygusuna yönelmeyin.
Sevdiğiniz insanlara onları sevdiğinizi söyleyin her fırsatta.
Ve hiç unutmayın ki yaşam, aldığımız soluklarla değil, soluk kesen anlarla ölçülür."
Ya... İşte böyle diyor yazar... Hadi başlayın bir yerinden önerileri uygulamaya...
Keyifli haftalar...
Her şey tekerleğin bulunmasıyla başladı...
Uygarlık tarihinde tekerleğin bulunması önemli bir olay... Ancak, önceleri yüklerini kendileri taşıyan, hayvanlara taşıtan insanlar, tekerleğin bulunması ile milyonlarca insanın bu dünyadan göç edip gideceğini akıllarına getirdiler mi acaba?
Önce kara taşıtlarının, sonra deniz ve hava taşıtlarının sayılarının çoğalması ve gelişen teknoloji ile hızlarının artırılması, insanların ölüm şekillerini de değiştirdi. Her gün onlarca trafik kazası oluyor ve bu kazalarda bir sürü insan maddi ve fiziksel zarara uğruyor, hayatını kaybediyor.
Bu hafta Trafik Haftası'nı kutlayacağız. Trafik sorunlarını çözümlemek amacıyla bir çok Avrupa ülkesinin aralarında anlaşarak kurmuş oldukları bir konsey var. Bu konseye Türkiye de üye. Merkezi Fransa'nın başkenti Paris'te olan bu konseyin üyeleri, zaman zaman toplanarak trafik sorunlarını görüşüyorlar. İşte bu konsey, içinde bulunduğumuz haftayı, "Uluslararası Karayolu Güven Haftası" olarak kabul etmiş. Ülkemizde de trafik kazalarının önlenmesi yolunda çaba gösteren kuruluşlarca, aynı hafta "Trafik Güvenliği ve Eğitim Haftası" olarak yürürlüğe girmiş.
Her gün gazetelerde okuduğumuz; radyoda dinlediğimiz, televizyonda izlediğimiz trafik kazaları; dikkatsizlikten, kendine fazla güvenmekten ve trafik kurallarına uymamaktan meydana geliyor. Adeta görünmez bir güçle yarışıldığı için uyulmayan kırmızı ışıklar, daha bir erkek olunduğunun ispatı için girişilen hız yarışları, tabir yerindeyse hava atmak için ihlal edilen yığınla trafik kuralı ve bir türlü gaz pedalının üzerinden çekilmeyen ayaklar, bir sürü gencecik insanı alıp götürüyor. Üç gün "vah vah" deyip, dördüncü gün direksiyon başında her şeyi unutuyoruz.
Yapmayın... Hayatın size hazırladığı sürprizleri ve başınıza gelecek güzel şeyleri bir kalemde silip atmayın... Hele hele ardınızda, bir ömür boyu yüreği yanacak, yaşadığı her güne lanet edecek anneler, babalar, kardeşler bırakmayın. Sakın ha...
Büyüklere masal...
Genç kız feci bir hastalığın pençesinde kıvranıyordu. Yaralı kalbi artık bu dünyaya daha fazla dayanamamaya başlamıştı. Çok zengin olan ailesi tüm gazetelere, kalp nakli için ilân vermişlerdi... Canını feda edecek birini arıyorlardı... Genç kız ise her gün hastane odasında biraz daha solmaktaydı.
Yine yalnızdı odasında, gözü yaşlı, boynu bükük ölümü bekliyordu... Gözlerini kapadı, bu küçük odada gözyaşı dökmekten bıkmıştı... Yine de engel olamadı pınar gibi çağlayan gözyaşlarına. Sevdiği geldi aklına, fakir ama onu seven sevgilisi... Her gün aynı şeyleri düşünüyor, anıları bir film şeridi gibi gözünün önünden geçiyordu...
"Param yok ama sana verebileceğim sevgi dolu bir kalbim var" demişti delikanlı... Genç kızda zaten başka bir şey istemiyordu... Sevgiye muhtaç biri, sevdiğinin sevgisinden başka ne isteyebilirdi ki... Ama olmamıştı işte, dünyalar kadar olan sevgilerinin arasına, o lanet olasıca para girmeyi bilmiş, onları ayırmıştı... İşte paranın geçmediği zamanlara gelmişlerdi... Ne önemi vardı artık? Şu son günlerinde, sevdiği yanında olsa yeterdi...
Ayrılıklarından bu yana beş bitmeyen, çile dolu yıl geçmişti... Her günü zehir, her günü hüsran... Ama genç kız hep sevgisini yüreğinde taşımış, kalbini kimseyle paylaşmamıştı. Sevdiğini düşündü işte o an... Acaba o neler yapmıştı bu kadar sene boyunca... Kim bilir kiminle evlenmiş, çoluk çocuğa karışmıştı... Gözlerinden bir damla yaş daha damladı kurumuş, bitmiş ellerine. Ellerine baktı, bir zamanlar ellerinin, ellerini tuttuğunu hayal edip, her gün saatlerce ellerini seyrederdi... En çok da saçlarının dökülmesine üzülüyordu. Çünkü sevdiği öpmüş, koklamıştı onları. Her bir tanesi koptuğunda, kalbine bir ok daha saplanıyordu. Kalbi yine sızlamaya başlamıştı. Belki sevdiği yanında olsa, kalbi bu kadar yorulup, veda etmezdi yaşama... Zaten artık ölüm umurunda değildi genç kızın. Sevdiğinden ayrı yaşamanın ölümden ne farkı vardı ki...
Tekrar o geldi aklına... Keşke, keşke yanımda olsa dedi. Son bir kez elini tutsa yeterdi. Gözlerini son bir kez öpse, rahatça ebediyen gözlerini kapatabilirdi artık... Gözleri pınar gibi çağlamaya başladı. Sevdiğini son bir kez göremeden ölmek istemiyordu.. Ufak da olsa ondan bir hatırasını almadan bu dünyadan göçmek istemiyordu... Sevdiği, kim bilir kiminle beraberdi? Kendi, sevgi dolu kalbini kimseyle paylaşmayı düşünmemişti bile ama acaba o paylaşmış mıydı? Onun sevgisini silmiş atmış mıydı acaba kalbinden? İçi birden nefretle doldu. Üstüne büyük bir ağırlık çöktü. Onu düşündükçe her dakikasının zehir olması artık çok daha ağır geliyordu genç kıza... Ölmek istedi, artık yaşamak istemiyordu bu dünyada... Ama sevdiğinden bir hatıra almadan ölmeyeceğine ant içmişti. Tekrar gözlerini açtı. Kim bilir belki de sevdiği onu unutmuştu... Bu düşünceler içinde daldı... Birden babası girdi odaya, kızına kalp nakli için bir gönüllü bulduklarını müjdeleyecekti. Fakat genç kız çoktan uykuya dalmıştı... Bir meleği andıran masum yüzü, sevdiğinin özleminden sırılsıklamdı...
O gece biri gözlerini dünyaya kapadı, genç kız ameliyata alındı. Tekleyen ve görevini yerine getirmeyen kalbi değiştirilmişti. Bir hafta sonra tekrar gözlerini açtı dünyaya genç kız. Ama dünya daha farklı geldi ona. Sanki bir şeyler eksikti...
(devam edecek...)
Aklımda Kalanlar...
"... Kader diye bir şey yoktur. Elini uzatıp almalısın. Ama önce ikna et."
İclal AYDIN - Hayat Güzeldir
Unutmayın!
Bu yazı Gündem bölümü’nde 01.05.2006 tarihinde yayınlandı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için tıklayınız
Etiketler:
kitap,
trafik,
masal,
iclal aydın,
Yorum yazmak için oturum açmanız gerekiyor.
Üye değilseniz, sadece bir dakikanızı ayırarak hemen üye olabilirsiniz.