Aşağıda okuyacağınız yazı, "özne"nin eksik olduğu ve eksik kalacağı bir yazıdır... Bu satırlar herkese açık; dolayısıyla "Bu yazılanlara verilecek cevabım var", "Yazılanlar doğru değil!" cümleleriyle başlayan her açıklamayı eğer bana ulaşırsa buradan yayınlarım.
İlçemizde 1995-96 eğitim öğretim yılında Değirmendere Hacı Halit Erkut Lisesi'nde ek binada faaliyete başlayan "O" okul, 1997-98 eğitim öğretim yılında Gölcük Ticaret Meslek Lisesi'nde misafir olduktan sonra nihayet 15 Ağustos 1999 tarihinde kendi binasına geçebilmişti. İşte tüm bu zorluklarla okuyan ve adeta taşımalı eğitim gören bu "O" okul mezunları, ilk mezun verdikleri 2002 yılından bu yana yılda bir kez düzenledikleri güzel bir gece ile tüm mezun arkadaşlarıyla buluşuyor.Mezunların tamamen kendi imkânları ve emekleri ile düzenlenen bu geceler artık bir gelenek haline geldi. Çeşitli üniversitelerden mezun olmuş, başka şehirlerde hayatlarını sürdürmeye başlamış, evlenmiş hatta belki de çocuk sahibi olmuş, kariyer sahibi bu kocaman* insanlar her sene bir şekilde buluşuyorlar. Ancak her yıl gönülleri biraz daha kırılıyor, çünkü yalnızlar...
Bazı öğretmenlerinin ve özellikle okul müdürlerinin yanlarında değil de karşılarında yer alması, mezun öğrencinin en doğal hakkı olan mezun olduğu okulun adını kullanabilme konusunda yaşadıkları sorunlar organizasyon aşamasında canlarını sıkıyor. Kariyer sahibi bu insanların CV'lerinde adı geçtiğinde kendilerine pay çıkaranlar, aynı okulun adı düzenlenen bir mezunlar yemeği organizasyonunun afişte yer alınca kıyameti kopartıyor. İşte bu olmaz!
İsimler hiç kimsenin tekelinde değildir. Okulları okul yapan, verilen eğitim ve öğretimin kalitesinin göstergesi olarak belirlenen mezunlarının, yaşam kaliteleri ve hayatta durdukları noktadır.
Ülkenin önde gelen üniversitelerinden birini kazandıklarında, çok yüksek puanlı bir fakülteden dereceyle mezun olduklarında, kartvizitlerinde biraz jan janlı bir sıfat yer aldığında, "Bu benim mezunum!" diyebilmenizi ve göğsünüzün kabarmasını sağlayan bu insanlar; "O" okulun adı altında bir araya geliyorsa bundan ancak onur duyabilirsiniz!
*_ Bu işareti "kocaman" kelimesinin yanına özellikle koydum. Mezunlardan biri okul müdürünün yemeğe katılmamasının ve okul adının kullanılmasına karşı çıkmasının sebebinin, düzenlenen mezunlar yemeğinde alkol ve sigara tüketilmesi olduğunu söyledi. Doğru ya da yanlış bilemem ama bildiğim tek şey, en küçüğü 23 yaşında olan mevki ve kariyer sahibi, bu insanlara bu yönde bir sınırlama getirilemeyeceği. Onlar artık "O" okulun öğrencisi değil, Türkiye Cumhuriyeti'nin, okullarından seneler önce mezun olmuş aydın gençleri! Ayrıca, nesillerin emanet eğitildiği değerli eğitimcilerimizin böyle bir şey düşünmeyecek kadar ileri görüşlü ve sağduyulu bir olgunlukta olduğundan eminim.
Kadınlar ve erkekler arasındaki farklılar tüm zamanlar boyunca birçok yazının konusu olmuştur. Erkekler kadınları, kadınlar da erkekleri anlamamaktan şikâyet eder bol bol. Aşağıda erkeklerin bir türlü anlayamadığı kadınlara has bazı eşyalardan ve özelliklerden örnekler bulacaksınız. Ne yalan söyleyeyim, bazılarını ben bile anlamıyorum!
Süslü aynalar... Duvara poker oynayan köpeklerin resmini asmak yerine güneş motifli metal bir ayna asmak istemenizi garip karşıladığını bilin.
Bol çizmeler... Siz istediğiniz kadar moda olduğunu söyleyin ama bu çizmeleri giydiğinizde babaannenizin sarkmış cildini ayağınıza geçirdiğinizi düşünebiliyor.
Vazolar... Evinizdeki yüzlerce değişik şekil ve ebattaki vazoyu doldurma fikri bile ceplerindeki akrebi devreye sokmaya yetiyor.
Büyük mücevherler... İri pırlanta merakınız olması farklı bir şey ama X-ray cihazından geçtiğiniz zaman öten, yeni doğmuş bir bebek ağırlığındaki kolyelerinizi çok da sevmiyorlar.
Süslü yastıklar... Hem el sürmesine izin vermiyorsunuz hem de en yakın arkadaşınız yatıya geldiğinde yastık savaşı yapmıyorsunuz. O da bunların işlevini bir türlü çözemiyor.
Bol elbiseler... Patates çuvalına benzeyen bir elbise satın alıyorsunuz. Ardından da ondan, size iltifatlar etmesini bekliyorsunuz ve tabi bu, pek içinden gelmiyor.
Pazen pijamalar... Bunlar ancak bir çelik fabrikası kadar kadınsı görünüyorlar.
Dar jean'ler... İnce yapılı kızları bile vahşi yaratıklara çeviriyorlar. Onlara göre düşük belli, bol paça pantolonların modası hiç geçmedi.
Dudak üstündeki tüyleri beyazlatan kremler... Bunlar tüylerinizi beyazlatıyor ama görünmez yapmıyor ki!
Tozluklar... Taytları güzel buldukları olur ama neden bilekten kesilmiş taytların üzerine o sosis gibi tozlukları giyip de 10 yaşındaki kızlara benzemek istediğinizi çözemediler. Hiçbir erkek bunları güzel bulmuyor.
Banyodaki tartı... Hiç kullanmıyorsunuz ve bir de musluğun altında tozlanıyor, üzerinde dökülen saçlarınız toplanıyor ve sizin pasaklı olduğunuzu düşünmesine sebep oluyor.
Dolgu topuklu ayakkabılar... Kimseyi kandıramazsınız, boyunuz o kadar uzun değil!
Yakın arkadaşlarınıza teşekkür etmek için yazdığınız kartlar... Onlara zaten teşekkür ettiniz. Bir kere daha etmek istiyorsanız, telefonu kullanmanızı mantıklı buluyorlar.
Ufacık çantalar... Cüzdanınızı, anahtarlarınızı, cep telefonunuzu veya makyaj fırçanızı taşımak istemiyorlar. Hiçbir işe yaramayan çantayı siz seçtiniz.
Kirpik kıvırıcı... Eski çağlardan kalma bir işkence aletine benzettikleri oluyor. Hem zaten kirpikleriniz yeterince kıvrık değil mi?
Kutular dolusu kart... Senelerdir görüşmediğiniz ve yüzlerce kişiden gelmiş olan kartlar gibi işe yaramayan her şeyi biriktirmenize sinir oluyorlar.
Kâseler... Mısır gevreği, dondurma, salata ya da dekoratif amaçlı kullanmak üzere farklı kâseleriniz olduğunu ve onları ayırt etmeleri bekleyemezsiniz.
Ayak kremi... Elinize ve yüzünüze kullandığınız kremler ayaklarınıza da iyi gelmiyor mu?
Oğuzkan Bölükbaşı'nın satırları...
"Dostları olmalı insanın, aynen gemilerin limanları gibi. Zaman zaman uğradığın, yükünü boşalttığın, dalgalar dininceye kadar beklediğin koynunda... Sonra açık denizlere uğurlamalı seni, geri döneceğin günü bekleme umuduyla. Bazen rüzgâra o açmalı yelkenini, yanağına konan bir öpücüğün coşkusuyla halatlarını çözmeli, seni çok ama çok özlemeli.
Dostları olmalı insanın, ermiş, bilge, hayatı ezbere okuyabilen. Düşünmediklerini düşündüren, seni bir cambaz ipinde güvende tutabilen, gerektiğinde senin için ateşi yutabilen, yolunu ışıtan ustan olmalı.
Şekillendirmeyi öğretmeli hayatın çömleğini. Sana vermeli soğuk bir kış gününde üzerindeki tek gömleğini..."
"... Teşekkürler posta: telefon, faks ya da internet, iki âşık arasındaki gizli mektuplaşmanın o romantik heyecanına sahip olamayacak asla..."
Frédéric BEIGBEDER - Aşkın Ömrü Üç Yıldır!
Bu yazı Gündem bölümü’nde 01.12.2008 tarihinde yayınlandı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için tıklayınız
Etiketler:
okul,
mezun,
frederic beigbeder,
Yorum yazmak için oturum açmanız gerekiyor.
Üye değilseniz, sadece bir dakikanızı ayırarak hemen üye olabilirsiniz.