Ramazan geldi, hoş geldi

[-]Normal[+]

Severim Ramazan ayını; uzun pide kuyruklarından alınmış yumurtalı ve susamlı pidelerin dolmuşlarda kokması, birbiriyle yarış halinde tatlı bir şeyler almaya çalışan insanların telaşı, kalabalık sofralar, televizyonda yayınlanan sahur programları, ekrana gelen İslam tarihine ilişkin filmler oldum olası aklımı başımdan alır.

Ramazan ayının gelişiyle birlikte Sağlık Bakanlığı bir bülten yayınlayarak oruç tutanlar için sağlıklı beslenme önerilerini kamuoyuna duyurdu. Belki duymayan vardır diye, konuya bir de ben el attım...

"Ramazan ayı süresince yeterli ve dengeli beslenmeye özen gösterilmelidir.

Ramazan ayında öğünler; sahur ve iftarda iki ana öğün ile, iftardan sonra 1-1.5 saat aralıklarla iki ara öğün şeklinde düzenlenmelidir.

Oruç tutanların mutlaka sahur yapmaları sağlığın korunması açısından önemlidir. Sahur yemeğinde süt, yoğurt, peynir gibi besinlerden oluşan hafif bir kahvaltı yapılmalı ya da çorba, sebze ve zeytinyağlı yemeklerden oluşan bir öğün tercih edilmelidir. Ancak gün içerisinde aşırı acıkma problemi olanların midenin boşalma süresini uzatarak acıkmayı geciktiren kuru fasulye, nohut, mercimek, bulgur pilavı gibi yemekleri tüketmesi; aşırı yağlı, tuzlu ve ağır yemekler ile unlu gıdalardan uzak durulması uygundur.

İftara peynir, domates, zeytin gibi kahvaltılıklar veya çorba gibi hafif yemeklerle başlanılması, 10-15 dakika sonra az yağlı et yemeği, sebze yemeği veya salatayla devam edilmesi uygundur. Yine enerji veren ancak kan şekerini dengeli bir biçimde yükselten besinler (beyaz ekmek, pirinç pilavı gibi glisemik indeksi yüksek olan gıdalar yerine bulgur pilavı, kepekli ekmek veya kepekli makarna gibi posalı besinler) tercih edilmelidir.

Günde ortalama 2- 2,5 litre su içmeye, bununla birlikte enerji verirken sıvı ihtiyacını da karşılayacak ayran, taze sıkılmış meyve suları, soda, sebze suları içmeye özen gösterilmelidir.

İftarda aşırı şerbetli, yağlı tatlılar yerine; sütlü tatlılar (sütlaç, güllaç, muhallebi vb.) veya meyve tatlıları tercih edilmelidir.

Yemekleri hızlı yemekten kaçınmalı, yavaş yavaş ve iyice çiğneyerek yenilmelidir.

Tek seferde büyük porsiyonlar yerine, iftardan sonra birer saat ara ile her seferinde azar azar küçük porsiyonlar şeklinde beslenilmelidir.

İftar yemeğinden hemen sonra televizyon veya bilgisayar karşısına geçmek, koltukta dinlenmek yerine biraz hareket etmek, kısa mesafeli yürüyüşler yapmak sindirime yardımcı olması açısından yararlı olmaktadır.

Ramazan ayında yemeklerin pişirme yöntemleri de çok önemlidir. Özellikle ızgara, haşlama ve fırında yapılan yemekler tercih edilmeli, kavrulmuş, tütsülenmiş ve kızartılmış besinlerden uzak durulmalıdır.

Beslenme düzenindeki değişikliklere bağlı olarak oluşabilecek kabızlığı önlemek için, yemeklerde lif oranı yüksek gıdalar (kuru baklagiller, kepekli tahıllar, sebzeler) ve ara öğünlerde de taze ve kuru meyveler, ceviz, fındık, badem gibi kuru yemişler tercih edilmelidir."

 

Dostluğunuzu bitirmeniz gerektiğini gösteren işaretler...

Elbette insanlarla aramızdaki hiçbir bağ "bir gün sona erecek" düşüncesiyle kurulmuyor. Uzun ve sağlıklı ilişkiler en çok dilediklerimiz. Ancak bazen "güle güle" demek gerekiyor ve çoğu zaman da bu sürecin geldiğinin farkına bile varmıyoruz. Eğer, yakın arkadaşlarınızdan biriyle aşağıdaki sorunları yaşamaya başladıysanız, yola yalnız devam etmenizin zamanı gelmiş demektir...

Son birkaç aya baktığınızda, tam da muhabbet havasında olmanıza rağmen onu dinleyecek enerjiniz olmadığından, aramalarını telesekreter servisine yönlendirdiğinizin farkına varırsınız.

Arkadaşınızla görüştüğünüz zamanlar modunuz o kadar düşer ki sonrasında sevgiliniz bile sizinle buluşmak istemez.

Arkadaşınız kendisine yeni bir çanta aldığında, ister istemez aylar önce ona borç olarak verdiğiniz 300 milyonu geri ödemediği aklınıza gelir ve sinirlerinize hâkim olamayabilirsiniz.

Onunla yaptığınız uzun bir sohbetten sonra o kadar bunalmışsınızdır ki, sinirlerinizi yatıştırmak için kendinizi kocaman bir dilim çikolatalı pasta yerken bulursunuz.

Arkadaşınızla, kendinizi haklı gördüğünüz bir konuda boş yere ağız dalaşı yapmak ve kendinizi yormak yerine; onun haklı olduğunu söyleyerek konuyu hemen kapatmak istersiniz.

Her zaman çok meşgul ve popüler bir kişilik olarak görünmek ister ancak her daim ulaşılabilir durumdadır.

Kendini çok başarılı hisseder ve size gülerek şöyle der, "Eskiden bütün erkekler senin etrafında dönerdi ama dört kilo verdiğimden beri, artık hepsi beni seviyor!"

Hayatınızdaki bir değişikliği haber verdiğinizde mutlaka "desteğini" gölgeleyecek endişeleri vardır.

Sevgilinizle kötü bir gün geçirdiğinizi söylediğinizde, bundan memnun olduğunu düşünürsünüz.

Genelde onunla sohbet ederken, kendinizi yanlış bir şey yapıyormuş gibi tedirgin ve diken üstünde hissedersiniz.

Görüştüğünüzde, siz asla kendiniz hakkında konuşamazsınız ancak onun işyerindeki sorunları hakkında kitap yazabilecek bilgiye sahip olduğunuzu fark edersiniz.

 

Çatlak testi...

Çin'de bir adam, her gün boynuna dayadığı kalın sopanın iki ucuna asılı testilerle dereden su taşırmış evine... Bu testilerden birinin yan kısmında çatlak varmış. Diğeri ise hiç kusursuz ve çatlaksızmış ve her seferinde bu kusursuz testi adamın doldurduğu suyun tümünü taşır, ulaştırırmış eve. Ama her zaman boynunda taşıdığı testilerden çatlak olanı eve yarı dolu olarak varırmış.

İki sene her gün bu şekilde geçmiş. Adam her iki testiyi suyla doldurmuş ama evine vardığında sadece bir buçuk testi su kalırmış. Tabi ki kusursuz, çatlaksız testi vazifesini mükemmel yaptığı için çok gururlanıyormuş. Fakat zavallı çatlağı olan kusurlu testi, çok utanıyormuş. Doldurulan suyun sadece yarısını eve ulaştırabildiği için de çok üzülüyormuş.

İki yılın sonunda bir gün, görevini yapamadığını düşünen çatlak testi, ırmak kenarında adama şöyle demiş: "Kendimden utanıyorum. Şu yanımdaki çatlak nedeniyle, sular eve gidene kadar akıp gidiyor."

Adam gülümseyerek dönmüş testiye; "Göremedin mi? Yolun senin tarafında olan kısmı çiçeklerle dolu. Fakat kusursuz testinin tarafında hiç yok. Çünkü ben başından beri senin kusurunu, çatlağını biliyordum. Senin tarafına çiçek tohumları ektim. Ve her gün o yolda ben su taşırken, sen onları suladın. İki senedir o güzel çiçekleri toplayıp, masamı süslüyorum. Sen kusursuz olsaydın, o çatlağın olmasaydı, evime böyle güzellik ve zarafet veremeyecektim" diye cevap vermiş.

Her birimizin kendine has kusurları vardır. Hepimiz birer çatlak testiyiz. Fakat sahip olduğumuz bu kusurlar ve çatlaklardır hayatlarımızı ilginç yapan, mükâfatlandıran, renklendiren. Etrafınızdaki her kişiyi, oldukları gibi kabullenin. Dışlarındaki kusurları değil, içlerindeki güzellikleri görün...

Yıllar önce Dale Carnegie demişti ki: "Herkese portakal gelirken, niye bana ekşi limon geldi?" diyeceğinize, limonunuzla limonata yaparak herkesten farklılığı yaşayın...

 

Aklımda kalanlar...

"... En güzel bayramlar içimizde gerçekleşenlerdir..."

Frédéric BEIGBEDER - Aşkın Ömrü Üç Yıldır!

 

 

Unutmayın!

  • 1 Eylül Pazartesi, Ramazan'ın başlaması, Dünya Barış Günü
  • 2 Eylül Salı, fırtına, Zabıta Haftası
  • 3 Eylül Çarşamba, Seyyid Battal Gazi'yi Anma Haftası, fırtına
  • 4 Eylül Perşembe, Bıldırcın Geçimi Fırtınası
  • 6 Eylül Cumartesi, Şeyh Edebali'yi Anma Günü
  • 7 Eylül Pazar, koç ayırma zamanı
Geri izlemetrackback
Merhaba, yorum yazmak için oturum açınız

yorum yaz

Yorum yazmak için oturum açmanız gerekiyor.
Üye değilseniz, sadece bir dakikanızı ayırarak hemen üye olabilirsiniz.

Oturum açtıktan sonra bu sayfaya otomatik olarak yönlendirileceksiniz.