Şengür ailesi ve acı hayat

[-]Normal[+]

  İnsanın tüylerinin diken diken olduğu anlar vardır. Konuşamazsınız, kelimeler boğazınızda düğümlenir.


Karşılaştığınız manzara sizi dumura uğratmıştır. Bir an için donup kalırsınız, aklınız uçup gider.
Gördüklerinize inanamazsınız, kendi kendinizi çimdikler ve "Bu ne?" dersiniz.
Karşılığında aldığınız "Biz burada yaşıyoruz" cevabı ile kendinize gelir, gerçek dünyanın acı gerçekleri ile karşılaşırsınız.
Karşınızda ki bir baba, bir anne ve iki pırıl pırıl çocuktur, masum tertemiz çocuklar.
Yani bir aile ile karşı karşıyasınızdır da, bu nasıl aile demeye diliniz varmasa da, ailenin vardığı nokta budur ve tüm çıplaklığıyla ortadadır.
Oturdukları yer ev deseniz! değil, odalar koltuksuz, kilimsiz, dolapsız. Ama bir yerde televizyon gözünüze çarpar.
Mutfak ise hak getire, sokaktan toplanmış çürük meyve ve sebze atıklarıyla dolu.


Çok acı ama çok gerçek, çok da utanılacak bir durum. Belki biraz ayıp kaçacak ama köpek bağlasanız durmaz durumu bir yer. İş bulabildiğinde çalışan bir baba. Çalışkan mıdır değil midir, neler yapmıştır, neler yapmamıştır bunlar bir kenara. Yanlışları vardır belki çok hataları vardır bunlar da bir kenara. Ama orada bir çaresiz anne ve iki minik yavru var. Biri 6 yaşında kız çocuğu diğeri 8 yaşında oğlan çocuğu. Babanın adı Selahattin soyadı gibi ne kendi şen, ne de sesi gür. Saçı sakalı birbirine karışmış garip bir adam.


Annenin adı ise Bahar, ömrünün baharında ama baharı görmüş değil.
Minik kızın adı Yağmur ama üzerine yağan bereket değil. Ağabeyin adı İsmail onunda okuyup okuyamayacağı belli değil. Ve düşünebiliyor musunuz bu aile medeniyetin beşiği Gölcük'te yaşıyor.


Burası ki, bir Donanma Kenti, Kocaeli ise bir büyük Sanayi Kenti. Yani zenginliği ülke ortalamasının çok üstünde mega bir kent.
Lakin Şengür ailesine baktığınızda bir anda nerede yaşadığınızı unutuyorsunuz.


Dün sersefil Şengür ailesinin durumunu İnsan Hakları Kurulu toplantısında dile getirdim. Sevgili Kaymakamımız Adem Yazıcı hassasiyetini bildiğim değerli bir insan. Her şeyden önce merhametli bir idareci. İnsanın merhametli olması son derece önemlidir. Her olayı bir vicdan muhasebesi yaparak çözer. İnsan Hakları Kurul toplantısında öğrendiğim kadarıyla bu aileye vakıf aracılığıyla yardım yapılıyor. Tabi benim söylemek istediğim daha başka bir şey. Orada 6 ve 8 yaşlarında iki minik çocuğun olduğudur. Önemli olan onların maruz kaldıkları yaşam tarzının, küçücük çocuklara hiç de yakışmadığıdır.


Yine vakıf yetkililerinden toplantı sırasında verilen bilgilere göre, o bölgede aynı aileden yaşayan akraba insanlar var. Ve neticede bu tip insanlardan çok olduğudur, olabilir. Önemli olan o çokları en aza indirgemek. O evi gidin bir görün. Sağlıksız, hijyensiz, pislik içerisinde bir derme çatma yer. Mutlaka Gölcük Belediyesi'ne de bu acı hayatla ilgili görevler düşüyordur. Pek muhterem Belediye Başkanı ya kendi ya da görevlendireceği başkan yardımcıları gidip o eve bir baksınlar, biz gazetede halini fotoğraflarla yansıtmaya çalıştık. Şöyle bir evin içinde dolaşıp sonra dışarı çıksınlar. Eğer mümkünse hissettiklerini de tüm kamuoyu ile paylaşsınlar.

Yıldırım Demirören olur mu?


Türk futbolunun içinde bulunduğu kaostan çıkması için federasyon başkanlığına da mutlaka futbolun içinden biri gelmeli. İşte bu manada Beşiktaşspor Kulübü Başkanı Yıldırım Demirören ismini doğru buluyorum. Sevgili Başkan Fenerbahçeli yöneticilerin futbol federasyonu başkan adayı olması, önerisini her ne kadar tebessüm ile karşılasa da bana göre sevgili Demirören bu işi layıkıyla yapabilir.


Futbolun içinden gelmeyen Federasyon Başkanlığının döneminde yaşanan olayları şöyle bir hatırladığınızda aklınızdan futbolu futbolun içinden gelenler yönetmeli duygusu fışkırarak çıkıyor. Şimdi diyeceksiniz ki, Yıldırım Demirören Beşiktaş'ın Başkanı ve Fiyapı İnönü Stadı gibi ortada önemli bir proje de var.
Demirören o projeyi tamamlamadan yani hedeflediği önemli bir konuyu çözüme kavuşturmadan Beşiktaş Başkanlığından ayrılmaz. Buna da saygı duyarız. O zaman futbol Federasyonu Başkanlığına Can Bartu düşünülebilir. Turgay Şeren düşünülebilir, Sanlı Sarıalioğlu düşünülebilir. Demem o ki, futbolu futbolun içinden gelenler yönetmeli ama şu aşamada inanın Yıldırım Demirören en yakışanı ve de en olması gerekenidir.


Türk futbolu Sayın Yıldırım Demirören başkanlığında toparlanıp içinde bulunduğu kaosu atlatır ve düzlüğe çıkar diye düşünüyorum. Aksi takdirde işin stresini kaldıramayacak bir başkan seçilirse, sorunlar çözüleceğine bir yumak gibi büyür ve hiç kimse işin içinden çıkamaz.
Türk futbolu büyük bir yara almıştır ve bundan böyle hiç kimsenin o yarayı derinleştirecek çaba ve davranış içerisinde bulunmaya ne hakkı ne de salahiyeti vardır. İnsanların seyir zevkinin dahi kalmadığı bir ortamda federasyon başkanının tüm kulüpleri kucaklar bir nitelikte olması ve yine üstlerine basa basa söylüyorum o adında mutlaka Yıldırım Demirören olmasını istiyorum.

Geri izlemetrackback
Merhaba, yorum yazmak için oturum açınız

yorum yaz

Yorum yazmak için oturum açmanız gerekiyor.
Üye değilseniz, sadece bir dakikanızı ayırarak hemen üye olabilirsiniz.

Oturum açtıktan sonra bu sayfaya otomatik olarak yönlendirileceksiniz.