Birileri bu milleti ya salak zannediyor, ya da bir şey anlamaz diye umuyor. Halbuki Türk milleti kadar zeki bir millet dünya yüzünde de yoktur.
Bizim aklımızdan şüphe edenler, bin yıldır bu topraklarda yaşayan bizleri tanımamış demektir.
Bir moda başlattılar "Alışırsınız" diye.
Zamanında İngiliz ve Fransız Donanmaları da Çanakkale'ye gelmeden önce "Alırız" demişlerdi de, "BABA"yı aldılar.
Biz "Çanakkale geçilmez" dedik. Dünyanın siyasi ve stratejik tarihini tersine çevirdik ve bu topraklarda var olmaya devam ettik.
İşte "Alışamayacağımız" noktalardan bir tanesi de bize kazık atmaya çalışanlardır.
Yer gibi görünsek de, hiç bir şeyi yemeyiz.
Önceki gün bir televizyonda bir bay ve bir bayan güya tartışma yapıyor.
Paslaşmalı konuşmalar ve sorularla akılları sıra kendilerini tatmin ediyorlar.
İşi yumuşata yumuşata "light" yapmaya çalışsalar da, bilmiyorlar ki işin aslı "sert"tir.
Efendim, meseleyi bölücü başı ve cani Apo'yu sürece dahil etmeye kadar getiriyorlar ki, bay olan zat "Adam zaten sürecin içinde" deyip çıkıveriyor işin içinden.
Ee bu yumuşak tartışmayla olsa olsa kendinizi yumuşatırsınız.
Ama biz yumuşak geçişlerle, yumuşak inişlere kapı açacak durumda değiliz.
Bu ülkede birileri haince emellerini dışarıdan aldıkları direktif ve desteklerle bölünmeye kadar getirmeye çalışıyor. Bunun ya farkında olmayanlar, ya da fazla yumuşayanlar belli ki kendilerini iyice kaybetmişler ki, milleti de yumuşatırız zannediyorlar.
Herkesin bilmesi gereken en büyük gerçek, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin vatanı ve milletiyle bölünmez bir bütün olduğudur.
Bilmeyenler Çanakkale'ye baksın, Anafartalara baksın, Conk Bayırı'na baksın, Başkumantanlık Meydan Savaşı'na baksın.
Türkiye'nin bölünmeyeceğini bakın düşmanlar nasıl anlamışlardır.
Kurtuluş Savaşı ve Çanakkele Savaşları'nda biz oralara ölmeye gittik.
Yani biz savaşı ölmek için yaptık, düşmanlarsa almak için yaptılar.
Ölmek için savaşanla, almak için savaşan arasındaki en belirgin fark "Zafer"dir.
Allah'ta onu hak edene nasip eder. Ölmek için savaşanlar, her zaman zafer kazanırlar.
Bilmem anlatabildim mi?
Yumuşak yumuşak tartışmalarla milleti yumuşatamayacağınızı bilin. Eğer çok daha net bir resim görmek istiyorsanız, yolunuzu Çanakkale'ye doğru düşürün.
Ve buradan şunu da hemen söyleyelim, bu memlekette herkes tavrını açık ve net bir şekilde ortaya koyacak.
Dolambaçlı laflarla, laf salatalığıyla işi geçiştirmeye kalkmak bu yüce millete yapılacak en büyük kötülüktür.
Zaman, herkesin tavrını açık, seçik ve net koyma zamanıdır.
Bizim tavrımız bellidir.
Türkiye Cumhuriyeti bir bütündür ve asla bölünemez.
Hanefi Avcı'nın kitabı...
Türkiye'nin yetiştirdiği en önemli emniyetçilerinden biri olarak gösterilen ve halen Eskişehir Emniyet Müdürlüğü görevini sürdüren Hanefi Avcı'nın "Haliç'te yaşayan Simonlar" adlı kitabı büyük yankı uyandırdı.
İç İşleri Bakanlığı Hanefi Avcı hakkında soruşturma açarken, ünlü polis müdürü bunu beklediğini ifade ettiği gibi dün yine gazetelere "Başıma neler geleceğini tahmin ediyorum" diye sözler sarfetti.
Susurluk olayını ve yeşili deşifre eden kişi olarak da tanınan Hanefi Avcı, "Hiç korkum yok" diyor.
Dünkü Sözcü Gazetesi'nde yine birçok iddialar Gazete tarafından gündeme getirilmiş durumda.
Tabii ki referandum sürecinde Türkiye'nin gündeminin seçimden biranda kayıp, Hanefi Avcı'nın yazdığı kitaba yönlenmesi ülkemizde gündemin ne kadar sık ve çabuk değiştiğinin de önemli bir işareti.
BAK VATANDAŞ NE DİYOR?
Ramazan'larda belediyeler tarafından kurulan ve yüzlerce kişinin iftar açtığı sofralara mikrofonlar tutuluyor ki, vatandaş konuşsun diye.
Çoluk çocuk iftara gelenler, bu işlerden pek memnun görünseler de, evin hanımı eskiden iftarı komşularla birlikte açtıklarını, birbirlerine iftar verdiklerini bir çırpıda söyleyiveriyorlar.
Bir başka vatandaşımız ise, "Şimdi bizlerin iftar sofrası kuracak parası yok ki, kolu komşuyu davet edipte birlikte iftar açalım. Bu sofralar tabii ki güzel de, daha güzel olanı birlikte ve kendi sofralarımızda yapmış olduğumuz iftarlardı" sözleridir.
Ve yine o mikrofonu tutanlar, aynen şu cevaplarla da karşılaşıyorlar "Eski samimiyet, eski dostluklar artık yok"
Ee, nasıl olsun ki? Açlık sınırının altında yaşayan bir millet, sabahtan akşama kadar afyon yutmuş gibi gezerse, bu dostluklar nasıl kurulacak ve nasıl sağlanacak?
Bu yazı Gündem bölümü’nde 23.08.2010 tarihinde yayınlandı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için tıklayınız
Etiketler:
yumuşatarak,
tartışma,
makale,
Yorum yazmak için oturum açmanız gerekiyor.
Üye değilseniz, sadece bir dakikanızı ayırarak hemen üye olabilirsiniz.