15594,65%0,33
43,27% 0,05
50,83% 0,86
6613,51% 1,81
10690,39% 1,61
Altınların barkodlanması meselesi, son günlerde sokaktaki vatandaşın da, büyük iş insanlarının da ortak endişesi haline gelmiş durumda. Yıllardır “yastık altı” diye tabir edilen ve adeta kişisel güven kasası gibi görülen bu birikimlerin, bir anda kayıt altına alınmasından söz edilmesi; insanların zihninde çok doğal olarak tek bir soruyu büyütüyor: “Benim ne kadar altınım olduğunun bilinmesi neden gerekiyor?” Bu soru, aslında sadece ekonomik değil, aynı zamanda mahremiyet, güven ve adalet duygusuna dair çok derin bir sorgulamayı da içinde barındırıyor.
Gelen tepkilere baktığımızda, küçük küçük birikim yapan vatandaş da, kilolarca altını olan büyük iş adamı da aynı kaygıyı dile getiriyor: *Adalet ve eşit uygulama.* İnsanlar şunu açıkça söylüyor: “Eğer sistem kurulacaksa, bu sadece dar gelirlinin bileziğini, çeyrek altınını değil; ünlü iş adamlarının, tanınmış isimlerin, kasalarda, villalarda, yurt dışında tuttukları altınları da kapsamalı.” Yani mesele, sadece barkodun kendisi değil; o barkodun kimin bileğine, kimin kasasına, kimin yastığının altına gerçekten takılacağı.
Diğer bir kafa karışıklığı ise günlük hayatın en duygusal alanında ortaya çıkıyor: Düğünlerde takılan takılar, hediye edilen bilezikler, künye ve kolyeler… Dünyevi tarafıyla birer yatırım, manevi tarafıyla birer hatıra olan bu takıların nasıl barkodlanacağı, kime ait sayılacağı, hangi bilgiyle sisteme gireceği henüz kimse için net değil. Bir gelinin koluna takılan bilezik, barkod sistemiyle birlikte artık sadece bir takı değil, aynı zamanda bir veri kaydına, bir dosya numarasına dönüşecek. İnsanların “Peki bu bilginin kaynağı ne olacak, kimle paylaşılacak, yarın benim karşıma nasıl çıkacak?” diye sorması tam da bu yüzden.
Tüm bu soruların temelinde, devlet-vatandaş ilişkisinin en hassas noktası yatıyor: *Güven.* Vatandaş, sistemin şeffaf olmasını, kuralların önceden açıkça ilan edilmesini ve en önemlisi de sonradan değiştirilmeyecek güvencelere kavuşturulmasını istiyor. Bugün “sadece kayıt amaçlı” denilen bir uygulamanın, yarın farklı gerekçelerle yeni yükümlülüklere dönüşmeyeceğinden emin olmak istiyor. Çünkü tarihten bugüne, ekonomik düzenlemelerin çoğu zaman en çok orta gelirliyi ve dar gelirliyi etkilediğini yaşayarak gördü.
Sonuç olarak, altınların barkodlanması teknik bir düzenleme gibi görünse de, gerçekte toplumsal psikolojiyi, adalet algısını ve kişisel özgürlük hissini doğrudan etkileyen bir kırılma noktasıdır. Eğer gerçekten amaç kayıt dışı ekonomiyi azaltmak, sistemi şeffaflaştırmak ve herkesi kapsayan adil bir yapı kurmaksa, bunun yolu önce insanlara güven vermekten, sorularına açık ve net cevaplar sunmaktan geçiyor. Aksi halde, barkod sadece altına değil, zihinlere de vurulmuş bir kayıt damgasına dönüşür; ve vatandaşın en çok sorduğu soru hep aynı kalır: “Bu sistem benim için mi kuruldu, yoksa benden mi kuruluyor?”
Kalın sağlıcakla
