14029,89%0,01
42,95% 0,08
50,53% 0,03
5965,27% 0,22
9931,63% 0,00
Yılın ilk gününde takvimin sessiz bir yaprağı daha çevrildi ama rakamlar sessiz kalmadı; pasaporttan ehliyete, yurt dışı çıkış harcından ÖTV’ye kadar vergi dilimleri bir kez daha yukarı tırmandı, raflar yeni etiketlerle tanıştı, akaryakıt pompalarının rakamları büyüdü ve beklentiler, ne yazık ki, elektrik ve doğal gaz gibi enerji tüketimlerinde yeni artışların kapıda olduğuna işaret ediyor.
Bu zam dalgası yalnızca cüzdanlara değil, gündelik hayatın görünmez iplerine de dokunuyor: nakliye maliyetleri yükseldikçe ekmekten deterjana, ayakkabıdan ilaca kadar hemen her ürün zincir boyunca sessizce pahalanıyor; gıdada “haftada bir zam” normalleşirken asgari ücretin daha hesaplara yatmadan erimesi, emeğin umutla kurduğu dengeyi sarsıyor.
Ekonomi, yalnızca grafikler ve göstergelerden ibaret değil; sabahın erken saatinde işe giderken dolan minibüsler, bakkalın önünde etiketlere bakan gözler, evde doğal gazı kısarken tarçınlı çayla ısınmaya çalışan eller, hepsi birer hikâye ve her hikâye aynı soruyu fısıldıyor: Bu yük nasıl hafifler?
Dolaylı vergilerin geniş tabana yayılmış adımı, en kırılgan kesimleri orantısız biçimde etkiliyor; ÖTV gibi kalemler yakıttan başlayarak fiyatlara gölge düşürdüğünde, en temel ihtiyaçlar bile ulaşılamaz hissi yaratıyor. Tam da bu yüzden, vergi adaletinin yeniden düşünülmesi, en düşük gelir gruplarını hedef alan kalıcı korunma kalkanlarının —enerji desteği, gıda güvenliği, kamu ulaşımının erişilebilirliği— güçlendirilmesi kritik.
Şeffaflık ve öngörülebilirlik de bu yolun iki sağlam direği: Ne zaman, ne kadar ve neden zam yapıldığını net biçimde anlatan bir kamu dili; işletmeler için uzun vadeli maliyet planlamasını mümkün kılan istikrarlı bir politika takvimi; rekabeti ve verimliliği artıran yapısal adımlar… Bunlar, “zam gelirse yine dayanırız” hissinden “yarını planlayabiliriz” duygusuna geçişin anahtarı. Elbette umudun yeşermesi yalnızca kararlarla değil, küçük ama yaygın iyileştirmelerle de mümkün: Enerji verimliliği uygulamalarının hanelerde ve işyerlerinde pratik desteklerle hayata geçmesi, yerel üretim ve tedarik ağlarının güçlenmesiyle lojistik maliyetlerin azaltılması, dijitalleşmeyle bürokrasinin hafiflemesi ve kayıt dışının daralması…
Her biri tek başına küçük, birlikte büyük bir nefes. Unutmayalım, krizler aynı zamanda yön duygusunu yenilemek için fırsattır; yükü adil paylaştırmak, kırılganı öncelemek, üretim ve emeğe gerçek değer atfetmek, güveni tazeler. 2026’yı “umut yılı” yapan şey, bir gecede değişen etiketler değil; adaletli politikaların kararlılığı, ortak aklın sabrı ve dayanışmanın gündelik hayatın içinde yeniden görünür olmasıdır.
Yılın ilk gününde başlayan erimeyi durdurmanın yolu, “zam” kelimesini kader olmaktan çıkarıp “çözüm” kelimesini hayatın merkezine koymaktır; çünkü umut, yalnızca beklenen bir bahar değil, birlikte alınan somut kararların meyvesidir.
Sağlıcakla kalın
*Vecdi ŞENEMRE

