Üreten kazanmadıkça üretim olmaz.
Üretimin olmadığı yerde hafıza olmaz.
Hafızası olmayan toplumun hikayesi olmaz.
Üretimin kazanmadığı bir ülkede kültür üretilemez.
Kültür üretemeyen toplumlar da başkalarının hikayelerini tüketmek zorunda kalır.
Bizde yeterince kültür üretilemiyor. Yetenekli insanlar para kazanamıyor. Emeklerinin karşılığını başkaları kazanca çeviriyor. Görsel ve yazılı basında bunu sıkça duyuyoruz.
Holllywod’da (ABD) sadece film yapımcıları para kazanmıyormuş. Senaryo yazarı, oyuncular, besteciler, çalışanların hepsi para kazanıyor. Çünkü sistemleri üretime ve üretene saygı duymak üzerine kurulmuş. Amerika’da, Avrupa’da sinema dünyası siyonizmin elinde. Maalesef kazanıyor ve kazandırıyorlar. Üretenlerde para kazanmak için çaba harcıyor. Marlon Brondo örneği hep verilir. Filmlerindeki yüzü, sesi, imajı kişilik hakkı kapsamında. Milyonları kazanmış.
İkinci dünya savaşında Yahudilerin uğradığı zulümleri dünyaya tanıtan yaptıkları filmlerle oldu. Kaleme aldıkları romanlar, hikayeler ile oldu. Yazarlar, yapımcılar, yayınevleri para kazanmasa idi bu eserleri ortaya koyarlarmıydı.
Ülkemizde yapılan televizyon dizileri dünyada en çok gösterilen ilk beş ülkeden biridir. Fakat senaryoyu yazanlar, oyuncular, yapımcılar düşündükleri parayı kazanamayınca Brezilya dizileri gibi basit oluyor. Geçmişi tam canlandıramıyor. Hafızaya kazıyamıyor. Para kazanamayan yapımcılar, senaristler toplumun ihtiyacına göre üretim yapamıyor.
İslam ülkelerinin bazıları çok zengin. Başkalarının ürettiklerini tüketiyorlar. Kendi geçmişlerini, kültürlerini milletin hafızasına kazıyamayınca batı hayranlığına bağlı kalıyorlar. Bunu Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ve Kuveyt’te görebiliriz. Batının filmlerini, edebiyatını, sanatını seyretmekten kendi kültürleri zayıflıyor. Aslında çoğu İslam ülkesi aynı durumda. Kendi davalarını kendi toplumlarının hafızalarına kazıyamıyorlar. Kendi kültürlerine, dinine sahip olsalar idi Irak, Suriye Siyonizmin işgaline maruz kalmazdı.
Ülkemizde yapılan televizyon dizileri hep birbirine benziyor. Kendi kültürümüze uygun düşmüyor. Sanatçıların açıklığı teşvik edercesine giyinmeleri, sahnede erkek ve hanımların uygunsuz rolleri, ahlak kurallarımıza ve örfümüze uymuyor. Hafızalara kendi kültürümüzü kazıyamıyoruz. Aile kültürümüz, ahlaki değerlerimiz zayıflıyor. İslami değerlerimizi koruyabilmek için Camii yapmak, Kur’an kursları açmak çok iyi. Fakat 21. Yüzyılda gelişmeleri takip edemiyoruz. Siyonistler nasıl dünyada kendilerini kabul ettiriyorlar araştırmamız lazım.
Bu konuyu en önce Diyanet işleri başkanlığı incelemeli, çareler aramalıdır. Hac organizasyonundan kazandığı paradan halkın anlayacağı, eylenerek gülebilecek, hafızasına kazıyabilecek sinema filmleri, televizyon dizileri yaptırsa, ortaya çıkacak kaliteli eserlerden hem para kazanır; ülkemiz ve dış ülkelerdeki bütün Müslümanlara İslam’ın özünü hafızalarına kazıyabilir. Peygamberimizin hayatını anlatan filmleri bile gayri müslimler yapıyor. Bizlerde seyrediyoruz. Çağrı filmi Türkiye’mizin sinemalarında gişe rekoru kırmıştı. Parası bol olan İslam ülkeleri parasını verip dünyaca ünlü senaristlere ve oyunculara çok daha iyisini yaptırabilirlerdi. Osmanlı’yı anlatan diziler para kazanınca yapımcılar ve oyuncular daha kalitelisini yapıyorlar ve yurt dışına satıyorlar. Kemal Sunal’ın filmlerini seyretmeyenimiz yoktur. Böyle eğlendirici, düşündürücü İslam’i düşünceleri hafızaya kazıyan filmleri Diyanet yapamazmı? Diyanet’in yöneticileri Üniversitelerden olmaya başladı, fakat ufuklarının daha fazla öngörür olması gerekiyor.
Çağımız görsel yayının etkisinde. Diyanet televizyonunu belirli bir kesim seyrediyor. Her kesimin seyredebileceği İslam düşüncesine uygun senaryolar yazdırılıp ünlü oyuncularla film ve diziler yaptırıp ulusal televizyonlarda yayınlansa, bir sene sürmez parasını çıkarıp kazanca geçer. Hayal bile edemeyeceğimiz gelir elde edilir.
1980 lerden sonra Müftüler sanki müteahhit gibi Müftülük sitesi yapmakla hizmet ediliyor sandılar. O yıllardan başlayarak böyle bir program yapılsa idi, Müslümanım diyen her insanımızın gönlüne, hafızasına İslam’ı yerleştirmede başarılı olabilirdik. Üreten için hiçbir şey geç değildir. Vesselam.
