Son yıllarda haber bültenleri, giderek daha çok şiddet görüntüsüyle açılıp kapanıyor. En acısı da, bu şiddetin faillerinin çocuk yaşta olması. Daha oyun çağındaki gençlerin, kendi yaşıtlarının canına kıyacak kadar acımasızlaşması, toplum olarak nerede hata yaptığımızı yüzümüze çarpıyor. Kamera karşısında sanki bir insan hayatı değil de, sıradan bir olaydan söz ediyormuş gibi rahat konuşan, pişmanlık emaresi bile göstermeyen bu genç yüzler, “çocuk” sıfatını sadece doğum tarihlerinden aldıklarını acı biçimde hatırlatıyor. Atlas Çağlayan gibi gencecik isimler, birer istatistik, birer haber alt başlığı olarak değil; bizim ihmallerimizin, sistemdeki açıklarımızın sessiz tanıkları olarak aramızdan ayrılıyor.
Bu noktada karşımıza, devletin zaman zaman gündeme getirdiği “af” meselesi çıkıyor. Kâğıt üzerinde, ceza infazını hafifleten ya da ortadan kaldıran bir düzenleme gibi görünen af, pratikte çoğu zaman aynı yüzlerin, aynı suçlardan kısa süre sonra tekrar mahkeme salonlarına, cezaevlerine dönmesiyle sonuçlanıyor. Çünkü zihniyette yer eden cümle çok tehlikeli: “Nasıl olsa bir gün af çıkar, kurtulurum.” Bu düşünce, suçu işlemeye karar verenler için görünmez bir güvenceye dönüşüyor. Cezanın caydırıcılık gücü, işlenmiş suça acı çeken mağdurun ve ailesinin adalet beklentisi, tek bir imzayla gölgede bırakılmış oluyor.
Cezanın asıl amacı yalnızca cezalandırmak değil, aynı zamanda suç işlemeyi caydırmaktır. Fakat “Bir gün çıkarım, nasılsa af gelir” algısı yerleştiğinde, suçun bedeline dair o içsel fren mekanizması devre dışı kalır. Bir insan, “Bu suçu işlersem ömrümün şu kadar yılını demir parmaklıklar ardında geçiririm” diye düşünmüyorsa, orada hukuk metinlerinden önce, uygulanma biçiminde ve verilen mesajlarda ciddi bir sorun var demektir. Caydırıcılığı zayıflamış bir ceza sistemi, en çok da korunmaya en muhtaç olanları—çocukları, kadınları, yoksulları, sesi cılız çıkanları—yapayalnız bırakır. Her yeni af tartışmasında, şiddet faillerinin de bu kapsama girme ihtimali, mağdurları ve toplum vicdanını yeniden ve yeniden yaralar.
Kalın Sağlıcakla….
*Vecdi ŞENEMRE

