Duygusal zeka, bireylerin öncelikle kendi duygularını anlayabilme, empati kurabilme, motivasyon artırma ve özgüven duygusunu geliştirme olanağı tanıyan bir kavramdır. Bundan dolayı da günümüzde duygusal zekanın geliştirilmesi konusuna verilen önem giderek artmaktadır.
Anne-baba ve çocuklar arasında kurulan sıcak, güvenli ve kuvvetli bağ ile çocuklar duygularıyla baş edebilmeyi, öfkelerini kontrol edebilmeyi ve empati duygusunu öğrenirse sadece bugün değil gelecekte de bu becerilerle yaşama şansına sahip olacaktır. Bu hayat boyu etkisini gösterecek önemli bir etkidir.
Yapılan çalışmalarda duyguları ile başa çıkabilme becerileri gelişmiş anne-babaların çocuklarına daha fazla sevgi gösterdikleri, çocukları ile daha iyi geçindikleri gözlenmiştir. Duygusal zekası yüksek ailelerin çocukları da kendi duygularıyla da daha iyi başa çıkabilmekte ve huzursuz olduklarında kendilerini daha etkin bir şekilde yatıştırabilmektedirler. Ayrıca sosyal açıdan da başarılıdırlar. Arkadaşları tarafından daha çok sevilen, popüler çocuklardır. Bu çocuklarda kabalık ya da saldırganlık gibi davranış sorunlarına da daha az rastlanmaktadır. Dikkatlerini daha iyi toparlayabildikleri için akademik konularda da başarılıdırlar.
Anne-Babalara Çocuklarının Duygusal Zekalarını Yükseltebilmek İçin Öneriler
1. Çocuklarınıza duygularını keşfetmeleri ve ifade etmeleri konusunda teşvik edin ve model olun.
2. Net kurallar ve sınırlar oluşturun ve bunlara bağlı kalın. Çocuğunuz uymadığında önce onu uyarın, bu onun kendi özdenetimini kazanmasına yardımcı olur (Tv ve bilgisayar başında geçirecekleri süreyi sınırlı tutmak gibi).
3. Çocuklara empati yapmalarını öğretmek için sosyal sorumluluk projeleri konusunda bilgi verebilir, birlikte katılabilirsiniz. Böylece onlara duyarlı olmayı öğretebilir ve yardımsever olmaya teşvik edebilirsiniz.
4. Dürüstlüğün önemini vurgulayan sohbetler yapıp bu konuda örnek hikayeleri paylaşabilirsiniz.
5. Ailede ortak sorunlar yaşandığında çözüm üretme konusunda onların da fikirlerini sorun. Kendi düşüncelerini ifade etmelerine izin verin.
6. Kendi problemlerini çözmeleri konusunda yardımcı olun, alternatif çözümler üretmeleri konusunda destekleyin. Sorunları onların yerine çözmeyin.
7. Okul içindeki ve dışındaki sosyal faaliyetlere katılmaları konusunda yüreklendirin. Çocuğunuzun arkadaş edinmesi için yaşına uygun fırsatlar yaratmak önemlidir. Sorun çözme becerilerini geliştirmenin en iyi yolu haftalık aile toplantıları ayarlamaktır.
8. Çocukların hata yapmalarına izin verin, böylece sonuçlarına katlanmayı öğrenebilirler. Hata yaptıklarında özür dilemeyi öğretin. Siz de hatalarınızı paylaşın ve yeri gelince özür dilemekten kaçınmayın.
9. Çocuğunuzla birlikte zaman geçirin ve bunu karşılıklı memnun olunan bir sürece dönüştürün. Fiziksel teması ihmal etmeyin. Herkesin kucaklanmaya ihtiyacı vardır. Kabul, sevecenlik ve şefkat duygularını çocuklar yaşayarak ve hissederek öğrenir.
10. Çocuklarınızı kendilerine uygun hobiler bulmaya teşvik edin. Devam etmeleri konusunda destekleyip sebat etmeyi öğretin. (Ama kurstan kursa koşan ve hafta sonu faaliyetlerine boğulan bir programdan da kaçının).
11. Çocuklarınızla işbirliğine dayanan süreçleri paylaşın. Çocuklara işbirliğine dayalı oyunlar öğretmek, başarının grup sürecinin bir parçası olduğunu anlamalarını sağlar. Rekabete dayalı bir dünya ile başa çıkmalarına temel oluşturur.
12. Olumsuz duygularını nasıl kontrol edebileceklerini öğretin. Öfke, kızgınlık gibi duygular normal duygulardır, sadece nasıl ifade edildikleri önemlidir.
13. Çocuklarla ilişki tarzında daha iyimser olmak önemlidir. Çocuklar anne-babalarını gözlemleyerek kendi davranış modellerini geliştirirler. Kötümser olma eğilimi günümüzde önceki nesillere göre artış göstermektedir. Bunun en büyük riski çocukları depresyona yatkın hale getirmesidir.
Unutmayın duygusal zekaya sahip bir çocuk yetiştirmenin en önemli şartı birlikte geçirilen zamandır. Aynı zamanda, yoğun bir hayat temposu içindeyken, çocuklarımızla oyun oynamak ve onlara öykü okumak gibi etkinliklere zaman ayırarak onlara “bizim için ne kadar değerli oldukları” mesajını da vermiş oluyoruz.(Dr. Psikolog Ayşegül Önk Eray ‘ın makalesinden alıntıdır.)
Sevgiyle kalın…