Gölcük Şehir Stadı’nda skor tabelası dört golü yazarken, Gölcükspor sahada lider gibi oynuyor, lider gibi kazanıyordu. Pamukovaapor karşısında alınan bu net galibiyet, kâğıt üzerinde her şeyin yolunda olduğunu gösteriyordu. Ama o gün statta öyle bir eksik vardı ki; ne taktikle, ne transferle, ne skorla tamamlanabilecek türden değildi. Eksik olan şey, bu kentin en büyük ortak değeri olan Gölcükspor’un etrafında birleşmesi gereken insanların sesi, nefesi ve yüreğiydi.
Tribünlere bakıyorsun; skor 4–0 ama sanki hazırlık maçı havası… Ne bir coşku, ne bir tezahürat, ne de “biz buradayız” diyen gerçek bir ses. Goller geliyor, fileler havalanıyor ama tribünden çıkan ses, bir kütüphanedeki fısıltıyı bile aratır halde. Oysa daha önce defalarca söyledik: Gölcükspor bu kentin adıdır, rengidir, hikâyesidir. Bu şehirde yaşayan herkesin ortak paydası, ortak heyecanıdır. Bugün bu takımı sahiplenmezsek, neyi sahiplenmeyi düşünüyoruz?
Takım kümede kalma mücadelesi verir, tribünler boş…
Takım orta sıralarda gezer, tribünler boş…
Peki takım şampiyonluğa koşarken tribünler yine nasıl boş kalır?
Sürekli “Gölcükspor’un bana ne faydası var?” diye soruyoruz. Asıl soruyu tersine çevirmek gerekiyor: “Ben Gölcükspor’a ne veriyorum? Ne kadar maçına gidiyorum? Ne kadar sahipleniyorum?” Çünkü Gölcükspor biziz, bu şehirde nefes alan herkesiz. Sadece galibiyet haberi gelince sosyal medyada paylaşıp, haftasonu stat kapısından içeri adım atmıyorsak, bu hikâyede eksik bir şey var demektir.
Pazar günkü maçta statta sanki bütün yük sadece Gölcükspor Başkanı Kadir Özdemir ve yönetiminin omuzlarındaydı. Onlar takım için emek veriyor, mücadele ediyor, kadro kuruyor, hedef koyuyor. Tribünde ise çoğunlukla futbolcuların aileleri, arkadaşları, kulüp yöneticileri, rakip takım temsilcileri, basın ve stat görevlileri… Yani “zorunlu olarak orada olması gerekenler.” Geriye dönüp baktığımızda gönülden orada olması gereken gerçek taraftar nerede?
Artık şunu anlamamız gerekiyor:
Şampiyonluk sadece sahada oynanan futbolla, çizilen taktikle, yapılan transferle gelmez. Şampiyonluk, tribünde atılan ilk sloganla, 90 dakika susmadan edilen tezahüratla, iyi günde de kötü günde de aynı koltuğa oturup aynı renklere sarılmakla gelir. Futbolcunun adımları sahada ne kadar güçleniyorsa, tribünün sesi de o kadar gür çıkmalı. Çünkü bir kentin takımına verdiği destek, o kentin karakterini, birlik duygusunu ve geleceğe dair umudunu gösterir.
Küslükleri, dargınlıkları, eski hesapları bir kenara bırakmanın tam zamanı. Gölcükspor’un bugün herkese ihtiyacı var: Eski taraftara, yeni nesle, hiç maça gitmemiş ama içinde bir yerlerde bu şehrin sevgisini taşıyan herkese… Bu takım sahada terinin son damlasına kadar savaşırken, tribünde de sesinin son damlasına kadar destek veren bir kalabalık görmek istiyor. Futbolcu, gol attığında başını kaldırıp boş koltuklara değil, coşkuyla ayağa fırlayan, bağıran, zıplayan insanlara bakmak istiyor.
Gölcükspor şu an sadece puan tablosunda şampiyonluğa koşmuyor; aynı zamanda bu şehrin ortak duygusunu yeniden canlandırmaya çalışıyor. Eğer biz tribünleri doldurmazsak, tezahüratlarımızla bu koşuya eşlik etmezsek, yarın “Bu takım niye buralara gelemedi?” diye sormaya da hakkımız olmaz. Çünkü bugün orada olmayıp yarın hesap sormak, en hafif tabirle haksızlık olur.
Şimdi seçim zamanı:
Ya bu sessizliği normalleştirip, maçları sinema sessizliğinde izlemeye devam edeceğiz…
Ya da bir sonraki maçta o statta, o koltuklarda, o merdiven aralarında yerimizi alıp, “Biz buradayız Gölcükspor!” diye haykıracağız.
Unutmayalım:
Gölcükspor, bu kentin takımı değil, bu kentin kalbidir.
Ve bir kalp, ancak ritmini duyanlarla birlikte atarsa gerçekten yaşayabilir.
Kalın sağlıcakla…